SEVMEK, GERÇEKTEN DE YALNIZ KALMAK MI DEMEK?: “OTHELLO”

ÜSTÜN AKMEN

Şimdi oturup, size Shakespeare’den, “Othello”sundan söz etmeyeceğim elbette. “Othello”nun kıskançlık teması bağlamında insan bilmecesine değinirken, insanlık serüvenine de ayna tuttuğunu anlatmayacağım uzun uzun. Othello’yla acı dolu bir maceraya tanık olduğumuzu,  “Othello ile bir kez daha kendimizle yüzleştiğimizi bilmeyenimiz mi var?  Neden anlatayım ki?

ERİYİP YİTEN OTHELLO

Savaş alanlarının cengâveri aşk meydanında nasıl da sıkışıp kalır, nasıl cebelleşir kendisiyle, nasıl da kıvranır durur! Pekiyi biliriz ki Othello nam Mağribi, yüreğini Desdemona’ya kaptırmadan önce “iktidar”ken, aşk ona asıl iktidarın neredeliğini sorgulatacaktır. Kuşku, kuşkudan kaynaklanan kıskançlık, öfke, hırs, kızgınlık…  Kahraman Othello, kendi kendisiyle olan savaşımında yenilir, erir, biter.

 

KAÇ YORUM OLMUŞTUR, KİM BİLİR

Saymakla bitmez herhalde Othello’nun yorumlanışları. Opera’dan tiyatroya, tiyatrodan baleye, baleden “Arap’ın İntikamı”na… Kim bilir kaç kez, hem de kimler tarafından yorumlanmıştır. Ama ben en son 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, günümüzün usta Shakespeare yorumcularından olarak tanımlanan Litvanyalı yönetmen Eimuntas Nekrosiusdan izledim. “Othello”yu 1998 yılında kurduğu Meno Fortas topluğuyla sahneledi. Venedik Bienali’nde ilk kez sahnelendiğinde “En iyi yapım” ve “En iyi erkek oyuncu” ödüllerini alan Nekrosius’un “Othello”su, yönetmenin metafor ve sembollerle oluşturduğu biçemle sahnelendi. Sert, gerilimli anları ve farklı görsel zenginlikleri doğrusu benim de ilgimi çekti. Kimi tiyatrocu dostlarım gibi ilk perde tası tarağı toplayıp salondan çıkmadım, tam dört saat süren oyunun sonuna kadar kaldım.

 

ANLAYAMADIKLARIM, BİLEMEDİKLERİM, ÇÖZEMEDİKLERİM

Kaldım ama perde aralarında tüyen dostlarım gibi ben de, oyunun pek çok yerini anlamadım. Tamam, bir enerji patlamasıydı sahnelenen, şiirsel özgürlüğün bu patlamayla bileşimiydi, sözüm yok da, örneğin oyun süresince sahne gerisinde oturup ellerindeki plastik bidonları sallayan Kardeşler’in ne mene bir iş yaptıklarını anlayamadım. Hele o bidonları Iago üst üste koyup neden üstüne çıkıyor, doğrusu hiç bir anlam veremedim. İç yüzleri görünen iki adet han ya da şato kapısının işlevini, o kapılardan gerilimli anlarda ve Desdemona’nın öldürüldüğü tabloda akan suların simgeselliğini kıvıramadım. (Simgelenen kansa neden su?) Sonra Müzisyenin potin üstü tozluğu, Othello’nun elindeki ayakkabıcı örsü ne işe yaradı bilemedim. Desdemona’nın yatağındaki çarşafla, Othello’nun kendisine armağanı olan kayıp mendil neden aynı desende ve de aynı renklerdedir, düşünürken replik ve tablo kaybettim. Suya yapılan onca göndermeden yarar göremedim. Özellikle üçüncü perdeyi onca uzatmaya gerek var mıydı, bilemedim. Desdemona’nın biri siyah, diğeri beyaz, birbirlerinden Emilia ve Bianca tarafından uzaklaştırılan sandalyeler arasında o unutulmaz koşusunun dakikalarca uzatılmasının nedenini, benzerleri örneği çözemedim.

 

GÖKYÜZÜMDEKİ YILDIZ

Gel gelelim, izlenilenin her şeye rağmen coşkulu bir performans olduğunu söyleyeceğim. Oyuncu kadrosundan, ama özellikle “Büyük Oyuncu” olarak tanımlanan Vladas Bagnodas’ın (Othello), esasen balerin olduğunu birinci perde arasında öğrendiğim Egle Spokaite’nin (Desdemona), Rolandas Kazlas’ın (Iago) oyunculuklarından etkilendim diyeceğim. İç dinamikleri kurgulayan Nekrosius’u yukarıda tüm söylediklerime karşın, içimdeki gökyüzünden yere indirmeyeceğim.

 

BAGNODAS’IN VE SPOKAITE’NİN BAŞARI NEDENLERİ

Neden indirmeyeceğime gelince: Çünkü Nekrosius, oyuncuyu çizgisel niteliğinde yönlendirmemiş, güdüsü arasında bölmüştür. Öykünmeci arzu ve güdüsel akışı, değişik sıralamaya tabi tutarak, oyunun kuralını durmaksızın değiştirmiştir. Dansçı-oyuncu Egle Spokaite’nin bedenine demir attıracağı, dolayısıyla konumlanacağı yerin belirsizliğini izleyiciye aktarmasını sağlamıştır. Spokaite’ye durmaksızın strateji değiştirtmiştir. Spokaite, iddia ediyorum ki Nekrosius sayesinde kendini kimi kez kas devinimin akışına bırakmakta, kimi zamansa simgelediği dünyayı yansılayarak kodlamaktadır. Nekrosius, hareketin koreografisine tiyatroya özgü bir sahneleme eşlik ettirmiş; Vladas Bagnodas’ın, algılananın gerçekliğini sürekli yadsımasını işte bu sahneleme biçemiyle elde etmiştir.

 

SONUÇ NE OLA Kİ!

Eyy Eleştirmen, özetle artık derseniz, sahne uygulamasının kolayca birinden ötekine geçtiği bir oyun izledik diyeceğim. Beden dilinin ustaca kullanıldığı bir gökkuşağı gibiydi Eimuntas Nekrosius’un “Othello”su. Dört saat boyunca bilemediğim, bulamadığım yerler de oldu, ama sıkılmadım. Enlemesine bir güzergâhta, bir renkten ötekine hiç fark etmeden yolculuk yaptım.  

 

“Othello” böyle de olurdu, anladım.

 

O halde Shakespeare’ın Shekaspeare’liğinden taviz vermeyi kabullenemeyen onca tiyatrocu, neden oyunun yarısında kaçtı gitti diye sual edecek olursanız, anlamadım; şaşırdım, şaştım da kaldım!   

 

ana sayfa