|
ULUSLARARASI İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ’NİN ARDINDAN: “PERSLER”
ÜSTÜN AKMEN
15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, geçtiğimiz ayın 11’inde başladı. Haziran’ın 6’sına kadar on ülkeden 36 topluluk, İstanbullulara tam 74 gösteri sunacak. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’na ve festival yönetmeni Doç Dr. Dikmen Gürün’e tiyatroseverler ne kadar teşekkür etse, gerçekten solda sıfır kalıyor. Festivalin gerçekleşmesini sağlayan kurum ve kuruluşları, öncü ve resmi sponsorları; gösteri, basın, dergi, televizyon, yazılım sponsorlarını da elbette unutmuyorum. Ne diyeyim? “Tuttukları altın olsun” desem, pek yavan kaçacak. “Tüm tuttukları, en az tiyatro kadar değerli olsun” demekle yetiniyorum.
TERZOPOULOS’UN NE EDECEĞİ Festival, Theodoros Terzopoulos’un, bir antik Yunan tragedyasını, Aiskhylos’un “Persler”ini Türk ve Yunan sanatçılarla birlikte sahnelemesiyle açıldı. Aiskhylos’un dili ağdalı bulunuyor, düşünceleri zor anlaşılır olarak tanımlanıyor ya, insan daha bir meraklanıyor, ne etmiş ne eylemiş şu Theodoros Terzopoulos diye! Zira oyunda dış aksiyon yok, epik ve lirik bir biçimde yazılmış. Duraklı oyun (station play) denilen, birbirini izleyen tablolardan oluşan, zamandaş ve çok sahneli düzeniyle bir Ortaçağ dramı biçeminde. Ama neresinden bakarsanız bakın, günümüzün epik tiyatrosuyla pek güzel örtüşüyor. O halde nasıl yaklaşmış oyuna Terzopoulos?
Bakalım nasıl yaklaşmış.
… VE NE ETTİĞİ Terzopoulos Aiskhylos’un “Persler”ine enerji ve ritimle, ses ve beden kullanımlarındaki estetikle, ritüellerle yaklaşmış. Aiskhylos’un oyunundaki kimi bölümleri amacına uygun olarak değiştirmiş. Bu değişikliklerin yazarın üslubuna zarar verdiğini doğrusu pek sanmıyorum. “Persler”i bir tür kontrpuan yöntemi içinde, düşünce çağrışımlarıyla zenginleştirmiş. Söz konusu çağrışımlar, ikincil bir sonuç olarak, özel bir teknik kavram ortaya çıkarmış. Yabancı sahne düzenlemesinin organlarına, yapıtın sözsel derisini nakledip dikmiş. Bu nakli öylesine ustaca kotarmış, dikişi öylesine güzel atmış ki, sözcükler tiyatronun dayattığı koşullardan kendiliğinden çıkıp, büyür olmuş.
DÜŞ KARIŞIKLIKLARI YA DA KIRIŞIKLIKLAR Terzopoulos, Atossa’nın Perslerin bozgununa yorduğu korkunç rüyasını anlattığı tabloda, acı çekmenin hem dehşet dolu, hem de çirkin olduğunu da mükemmel bir çarpıcılıkla anlatmış. İnsanlığın temel hayvansal reflekslerine indirgendiğinin altını çizmiş. Xerxes’in arabasından düşüp üniformasının yırtılışı sonrasını koronun dehşetinde, edebî yorum ve metaforu tıpkı düşte olduğunca birbirine karıştırmış.
BİÇİMLENDİRİLMELER, BİÇİMLENDİRİLMİL GİBİLER Bu arada eylemi bütün sahneye yaymış, ama nedense seyirciler arasına dağıtmamış. Daha doğrusu seyircilerin eyleme katılmasını istememiş. Oyuncularla seyirciler arasında hiçbir dolaysız temas olmamasına özen göstermiş. Kendi bireyselliğiyle ötekilerden ayrı tutulan kahraman ya da karakter yaratmaktansa, uç noktada tüm insanları simgeleyen topluluğu kurmuş. Her şeyi çok biçimli ya da yanlış biçimlendirilmiş gibi göstermiş. Biçimlendirmeler çözüldüğünde, tüyler ürpertici bir bütünlük içinde yeniden biçimlenir olmuş.
SEMA TÖRENİ Mİ, SİMGE Mİ Diğer taraftan, ana temaları anlayış, af ve aydınlanma olan Mevlevi tarikatının törenini, yani semayı yadırganır biçimde metne eklemiş. Gel gelelim sema hiç de yama gibi kalmamış. Feryat figan ağıt yakan Persler, Hades’in karanlıklardan çıkıp kendilerini kurtarması için Kral Darius’un ruhunu çağırmalarında, sema ruhların dünyevi bağlardan arınmasını, özgürce ve sevinçli bir şekilde tanrıyla birleşmesini simgelemiş. Semanın birebir uygulanmamış olmasıysa, “Türk seyircileri yağlama” önyargısına varacakların ağzına mantar olmuş.
DEKOR, KOSTÜM, IŞIK Sahne ve kostüm tasarımcısı olarak yapıta imza atan Giorgos Patsas, yönetmeni sahne donanımından bağımsız bırakmış, dekoru dramatik aksiyon için olmazsa olmaz nitelik taşıyan nesnelere indirgemişti. Postallarla, kırmızı kumaş parçalarıyla oyunun anlamına değil, ama dinamiğine katkı sağlarken, tek tip kostümlerle insanları kişiliklerinden soyutlamış, cinsiyet, yaş, toplumsal sınıf göstergelerini silmiş atmıştı. Terzopoulos’un Konstantinos Bethanis ile birlikte yaptıkları ışık tasarımı da oyuna katkı sağlarken, Takis Vellianidis, “fortissimo”larla ritmi parçalamış; sözcükler, şarkılar, çığlıklar ve giderek gürültüden oluşan bir doruk noktası saptamıştı. Bu arada, savaş bozgunu, uğranılan korkunç felaket, sayısız insan kaybının tekdüze kakofonisine, oyuncuların yere fırlattıkları yuvarlak metal parçalarla lirik ve melankolik bir fon sağlanmıştı. Darius’ta Devrim Nas, Atossa’da Meletis Ilias, Haberciler’de Savvas Stroumpos, Kerem Karaboğa ve Erol Babaoğlu; Xerxes’de Antonis Myriagkos ile Yiğit Özşener, Eğitmenlerde Miltiadis Fiorentzis, Nikiforos Vlassis ve koro elemanlarından Caner Çandarlı, Ferdi Yıldız, Gökhan Atalay kusursuzluğu “bihakkın” yakalamıştı.
KEREVET MESELESİ Kısacası festival, şanına yakışır bir gösteriyle açılışını yaptı. İstanbul’da oturup da göremeyen tiyatroseverler şanslarına yandı.
“Persler”i açılış gecesinde ya da ertesinde seyredenler muratlarına erdi. Seyredebilenler muratlarına erdi, ama göremeyenler kerevete çıkamadı. Çünkü bu gösterinin bir tekrarı daha olmadı.
|