Bombalara Karşı Sözcükler

 

“Sanat sanat içindir” görüşüne

karşı çıkan ve sanatçının taraf

olmasını savunan Nobel sahipleri

Harold Pinter’la bir kez daha çoğaldı.

Seçkin Selvi

 

İsveç Akademisi, “oyunlarında gündelik, sıradan konuşmaların altındaki dipsiz uçurumları ortaya çıkaran ve baskının, zorbalığın kapalı kapılarını zorlayan yazar” olarak tanımladığı Harold Pinter’a 2005 Nobel Edebiyat Ödülünü verince, dünyada uğraş alanı tiyatro olan herkesin yanı sıra, ömürlerinde hiç tiyatroya gitmemiş bile olsalar, neyse ki hâlâ azınlıktaki zorbalardan yana olmayan büyük çoğunluk da bu kararı içten alkışladı.

   Böylece, aralarında Gerhart Hauptmann, Elfriede Jelinek, Günter Grass, John Steinbeck, Dario Fo, erhart Hauptmann, DaSamuel Beckett’in bulunduğu, “Sanat sanat içindir” görüşüne karşı çıkan ve sanatçının taraf olmasını savunan Nobel sahipleri Harold Pinter’la bir kez daha çoğaldı.

Bertolt Brecht, “Taraf tutmamak, düşmana taraf olmaktır,” diyor. Başımıza ne geldiyse ve geliyorsa, dünyadaki hiçbir dilde karşılığı olmayan “Beni sokmayan yılan bin yaşasın” gibi atasözleri, kamuoyu anketlerindeki “Fikri yok” kalemleri, yalnızca millî takımı tutanlar, “ekmek partisi”nden olanlar yüzünden olmuyor mu?   

Harold Pinter, 20.yüzyılın ikinci yarısından bu yana “Taraf tutmamak, düşmana taraf olmaktır” görüşünün aktif yandaşlarından biri oldu. Çocukluğu ve ilk gençliği 2.Dünya Savaşı yıllarının bombalar altındaki Londra’sında geçen Pinter, savaşa karşı ilk eylemini 1949’da, o tarihlerde zorunlu olan askerlik hizmetini yapmayı reddederek gerçekleştirdi. O günden sonra da gerek yapıtlarında, gerekse demeçlerinde insan haklarının ateşli bir savunucusu oldu ve demokrasi havariliği kisvesindeki girişimlerin karşısında yer aldı. Pinter 1998’de, bu sözde demokrasi bekçiliğinin, ABD ve İngiltere’nin dünyadaki doğal kaynakları ele geçirmek ve egemen olmak çabalarını gizleyen bir Truva atı olduğunu vurgulayarak Tony Blair’e yazdığı açık mektupta şöyle dedi:

“ABD, 1945’ten bu yana dünyadaki bütün sağcı askerî diktaları destekledi, yardım etti, hatta bazen onları kendi eliyle yarattı. Örneğin Guatemala, Endonezya, Şili, Yunanistan, Uruguay, Filipinler, Brezilya, Türkiye, Paraguay, Haiti ve El Salvador’dan söz ediyorum. Yüz binlerce insan o rejimler tarafından katledildi, ama o rejimler için gerekli para, kaynaklar, her türlü donanım, akıl hocalığı, moral destek hep ABD hükümetleri tarafından sağlandı.”

Pinter, Bosna savaşından sonra, Miloseviç’in yargılanması gerektiğini, ama en az onun kadar elleri kanlı olan ABD ve İngiltere hükümetlerinin onu yargılayacak konumda olmadıklarını öne sürdü. 2001 yılında Amerika’nın Afganistan’ı bombalamasına karşı çıkarken son Irak savaşını da şöyle tanımladı:

“Özgürlük, demokrasi ve kurtuluş. Bu sözcükler, Bush’un ve Blair’in ağzından çıktığı zaman yalnızca ölüm, yıkım ve kaos anlamını taşıyor.”

 

İngiltere’nin Yaşayan En Büyük Oyun Yazarı

İsveç Akademisi, Pinter’ın oyun yazarlığını, “Pinter tiyatroyu yeniden temel unsurlarına döndürdü: İnsanların birbirlerinin insafına bırakıldığı ve sahte tavırların, göz boyayıcı sözlerin yerle bir olduğu kapalı bir mekânda ve önceden kestirilemeyen diyaloglarla sundu yapıtlarını,” diye tanımladı.

Gerçekten de, Oda, Doğumgünü Partisi, Git-Gel Dolap, Kapıcı, Eve Dönüş başta olmak üzere Pinter’ın oyunlarındaki kişiler, genellikle tek bir oda içinde yaşamlarını bir tür hüzünlü oyun gibi sürdürürler ve hareketleriyle sözleri çoğu kez çelişir. Bu kişilerin yüreklerindeki saklı korkular ve gizli özlemler, suçluluk duyguları, suç dürtüleri ve genel geçer değer ölçütlerine pek uymayan cinsel tavırları, tutunmaya çalıştıkları görünürdeki düzgün yaşam biçimleriyle çatışır. Oyun geliştikçe, kişilerin ardına gizlenmeye çalıştıkları kabuklar teker teker açılır ve iç yüzleri açığa çıkar. Oyun kişilerinin, gerek birbirleriyle gerekse çevreleriyle olan ilişkilerinde gücü ellerinde tutma çabası, Pinter’ın oyunlarının çoğunda görülen egemen olma temasını yansıtır.

 “Duyduğumuz sözler, aslında duymadıklarımızın örtüsüdür. Bu yaklaşım, gerçeği ya da insanların birbirleri hakkındaki gerçek düşüncelerini gizleyen bir perdedir,” diyen Pinter, söylenenlerle söylenmeyenler arasındaki bu perdeyi, oyun diyaloglarının arasında yerleştirdiği uzun “es”lerle gösterir. İzleyiciye bu suskunluk anlarında, davranışlarla sözler arasındaki çelişkiyi ve bu çelişkinin ardında yatan tehdidi anlamlandırma fırsatını verir. Shakespeare&Company grubunun sanat yönetmeni Tina Packer, bu yöntemin tiyatroya katkısını şöyle vurguluyor: “Diyaloglar arasındaki ‘es’lerin gücünü hepimiz Harold Pinter’dan öğrendik. Bu ‘es’ler sözcüklerden çok daha önemlidir, çünkü dikkatimizi dramatik bir uzamda olduğumuz gerçeğine çeker.”

İngiliz oyun yazarı David Hare ise, Pinter’ın sanatçı ve siyasal tavrını şu sözlerle bütünleştiriyor: “Harold Pinter, yalnızca döneminin en çarpıcı oyunlarından bazılarını yazmakla kalmamış; aynı zamanda yaptığı her şeyin sosyal ve siyasal bir boyutu olmasında direterek, geleneksel İngiliz edebiyatının küf kokulu mahzenine temiz hava estirmiştir.”

Cesur siyasal görüşleri tutucu İngiliz basını tarafından topa tutulunca, Pinter, “İngiltere’deki sanatçıların geleneği, ağızlarını kapatıp eserlerini yazmaktır. Ama ben bir sanatçı olarak değil, bir insan olarak görüşlerimi açıklamayı görev biliyorum,” diyerek Hare’in sözlerini doğruladı.

 

Bombalarla sözcüklerin savaşı

Öfkeli oyun yazarları kuşağının İngiltere’deki en önemli temsilcilerinden biri olan Pinter, özel yaşamında oyunlarında gösterdiği görünür gerçek ile görünmeyen gerçek arasındaki perdenin arkasına gizlenmeyi hiç seçmedi. Tam tersine görüşlerini en atak sözcüklerle dile getirdi. Güçlülere karşı güçle direnmek gerektiğini savunan yazar, bombalarla sözcükler arasındaki savaşı, sözcüklerin kazanabileceğine inanıyor. Ancak bunun için sözcüklerin de yalın, açık seçik ve acımasızca vurucu olması gerektiğini savunuyor. Nobel ödülünü almasından üç gün önce yayınlanan ve denemelerini, çok kısa oyunlarını, şiirlerini içeren “Ölüm vb.” adlı son kitabında yer alan “Bombalar” şiirinde “Elimizde kalan tek şey bombalar/kafamızın içinden atılıp patlar onlar” diyerek sözcüklere ve sözcüklerle dile getirilen dünya görüşünün gücüne olan inancını belirtiyor.

 

Yapıtlar ve Ödüller

Kendisini şair, oyun yazarı, senarist, yönetmen ve oyuncu olarak tanımlayan Pinter, ilk oyunu “Oda”yı yazdığı 1957 yılından bu yana 30’u aşkın oyun yazdı. Tiyatrolarımızda oynanmış Doğumgünü Partisi, Git-gel Dolap, Aldatma, Ayışığı, Kapıcı, Çay Partisi gibi oyunlarının yanı sıra oyun yazarlığı repertuarında şu yapıtlar yer alıyor: İnce Sızı, Limonluk, Gece Gezmesi, Gece Okulu, kendi romanından oyunlaştırdığı Cüceler, Koleksiyon, Sevgili, Eve Dönüş, Bodrum, Manzara, Suskunluk, Eski Günler, Monolog, Sahipsiz Toprak, Aile Sesleri, Başka Yerler, Bir Çeşit Alaska, Victoria İstasyonu, Yolluk, Türkiye’deki sorunlara gönderme yaptığı Dağ Dili, Yeni Dünya Düzeni, Parti Zamanı, Küller Küllere, Kutlama, Geçmiş Şeylerin Anısı.

Beyaz perdeye aktarılan Kapıcı, Doğumgünü Partisi, Eve Dönüş, Aldatma gibi oyunlarının senaryolarını da yazan Pinter’ın diğer senaryoları arasında Fransız Teğmenin Kadını, Duruşma, Kral Lear’in Trajedisi, Yabancıların Rahatı, Proust Senaryosu, Buluşma’yı sayabiliriz. Pinter tiyatro ve sinema alanlarında hem oyuncu, hem yönetmen olarak da çalıştı.

Bugüne kadar edebiyat dalında verilen 103 Nobel Ödülünün 10’u oyun yazarlarına verildi. Pinter da bu onuncu kişi olarak gündemde. Ancak, aldığı ödüller Nobel’le sınırlı değil. Daha önce Tony Ödülü, Whitebread Anglo-American Tiyatro Ödülü, New York Tiyatro Eleştirmenleri Ödülü, Berlin Film Festivali Altın Ayı Ödülü, BAFTA Ödülü, Hamburg Shakespeare Ödülü, Cannes Film Festivali Altın Palmiye Ödülü, Laurence Olivier Ödülü, edebiyata katkılarından dolayı Onur Ödülü de Pinter’a verildi. John Major’un şövalyelik unvanı önerisini ise Pinter reddetti.

Harold Pinter bunca oyun yazdıktan sonra artık oyun yazmayacağını, ama dünyada olup bitenler karşısında sesini yükseltmeye devam edeceğini de yüreklilikle açıkladı. Çok klişeleşmiş bir deyimle “çağına tanık olabilmek”, galiba “tanık koruma” programlarına sığınmamayı gerektiriyor. Pinter’a dünya tiyatro edebiyatına yaptığı katkılar ve verdiği onurlu davranış dersi için teşekkür borçluyuz.

 

ana sayfa