Kara Bahtım, Al Yazmalım

 

Ali Özgentürk’ün, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un romanından senaryolaştırdığı ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmi, sinema izleyicisinin Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ı yüreğinde müstesna bir yere oturtuğu film olarak anılıyor. Aylar öncesinden bu eserin tiyatro versiyonunun Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından sahneleceğinin, özellikle magazin programlarında duyurulmasıyla, oyunun medyatik yönünün ağır basacağı belli olmuştu. Oyunun eleştirel yönden ele alınması da bize düşüyor. Sahne yorumunda, köyden şehre göçün devam ettiği yıllara rastlamasından dolayı bir nevi dönem filmi olarak da nitelendirilebilen eserin sosyal içeriğinin zenginleştirilmesi, ataerkil toplum düzeninin erkeğin omuzlarına yüklediği sorumluluk, kadının çaresiz ve korunmasız kalma yazgısı gibi motiflerin eklenmesi, günümüz aşklarının yanında masumane kalan köylü güzeli Asya ile kamyon şoförü İlyas’ın aşkının naifliğine heyecan getirebilirdi. Doğaldır ki bu bir tercih meselesi. Ancak bazı noktalar var ki görselliği direkt olarak olumsuz olarak etkiliyor. Öncelikle sahne tasarımı, oyuncuları salonun hiçbir yerinden tam anlamıyla izlemeyi mümkün kılmıyor. İlk on sıradaki izleyici oyunun yarıdan fazlasını yan veya geriye dönerek seyretmek zorunda. Geride oynanan oyunu izlemek için dönmek veya yukarıda sergileneni seyretmek için sahneye uzanmak bile olabilir, ama bütün bunlar bir mesaja hizmet içindir. Asya ile İlyas’ın karşılıklı sahnelerinde seyirci çoğunlukla İlyas’ın poposunu seyretme durumunda kalıyor ki özellikle anlam yüklenmiyorsa hiçbir rejide böyle bir pozisyon yaratılmaz. Bitmek bilmeyen sahneler arasındaki geçişlerde salonun karanlığa gömülmesi, maalesef oyunun etkisini azaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Oyunun başından sonuna oyuncuların seslerini duyurmak için bağırmayı seçmeleri ise sahne tekniği eğitimlerinin eksikliğinden ileri geliyordur. İpek Tuzcuoğlu, Asya rolünde izlediğim kadarıyla, Asmalı Konak’taki Dicle rolünün imajından kurtulmak için çırpınıyor gibi değil. Kerem Alışık’ın İlyas rolünde belini bıkınını düzeltmekten başka mizansen bulması ve İpek Tuzcuoğlu’nun da Dicle’yi tamamen unutup eğer tiyatro oyunculuğunda ilerlemek istiyorsa artık sadece bakışlarına güvenmemesi gerekiyor. Böylece Türk sinema tarihinin kült filmlerinden birini Türk tiyatro tarihinin en başarısız rejilerinden biri olarak sunmak da yönetmen Bariş Erdenk’e nasip oluyor.

 

ana sayfa