HAYATI SEVİYORLARDI

 

          Türkiye,1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte kısa bir zaman içinde Amerikan emperyalizminin yörüngesine sokuldu.Bu tarihten sonra ve bugüne kadar bu şirret siyasetin batağından kurtulamadı ve tarihinin en büyük kırılma noktalarını bu iktidar döneminde yaşadı.Köy enstitülerinin kapatılması, 6-7 Eylül olayları,devlet içinde illegal yapılanmalar,  solcu ve sosyalistlere karşı zorbalık ve büyük gözaltılar bunlarla birlikte başbakan Menderesi idama kadar götüren ,Amerikan güdümünde dışa bağımlı bir ekonomik kalkınma modeli ve her türlü başkaldırının bastırılarak anti demokratik uygulamalar.Ve ardından 27 Mayıs askeri darbesi ve 10 yıl sonra yine generaller tarafından hükümete verilen  askeri muhtıra.

           Türkiye’nin bu karanlık ve aynı zamanda ilerici güçlerin örgütlenip başkaldırdığı ve toplumsal alanda taban bulduğu  1955 ve 1971 yılları, Pera Tiyatro’nun “ Şerefe Hatıralar-İstanbul 1955” adlı oyunu ile yeniden anımsanıyor ve dönemin siyasal ve toplumsal koşulları bir kez daha sanatın ilgi alanına dahil edilerek seyircinin hafızası günceleştiriliyor.Kuruluşundan bugüne repertuarına aldığı oyunlarla, düzeyli sanat üretme çabasını, toplumsal tedirginliği ve  duyarlılığı öne çıkaran anlayışıyla buluşturan Pera Tiyatro ‘Şerefe Hatıralar  oyunu ile Türkiye’nin binlerce sayfa kitaplarla anlatılabilecek bir  dönemini önemli ayrıntıları ile sahneye taşıyor.

        Pera Tiyatro’nun aynı zamanda sanat yönetmeni de olan Nesrin Kazankaya’nın yazdığı ve aynı zaman da yönettiği oyunun dramaturgisi Şafak Eruyar’a,dekor-kostüm Şirin Dağtekin’e ışık tasarımı ise Yüksel Aymaz’a ait.Nesrin Kazankaya oyunu 1955 yılında başlatıyor ve 12 Mart faşist muhtırası ve ardından gelen  Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının idamına kadar olan süreçle bitiriyor.Ancak bu süreci doğrudan,kaba politik bir dille anlatmak yerine dönemin  toplumsal ve siyasal kültürünü fona alarak İstanbul’da yok olan bir ailenin Cemiloğlu’larının  yaşadıkları tahribat,travma ve yok oluşu üzerinden dile getiriyor.

        Yıl 1955,Demokrat Parti bir takım hile ve entrikalarla  parlamentonun  büyük çoğunluğunu ile geçiriyor ve yeniden iktidar oluyor,işte her şey bu seçimlerin sonunda Menderes ve hükümetinin trajik  hataları ve sonunun başlangıcı oluyor.Her köşe başında bir milyoner yaratma şiarı ile ülke ekonomisini dışa bağımlı hale getirerek batıran ve emperyalizmin kucağına oturarak ülke yönetmeye kalkan,sıkıştığı zaman olmadık faşizan ve despotik uygulamalardan kaçınmayan Menderes ve onun bürokratları işbaşındadır.Cemiloğuları’dan Celal hararetle bu hükümeti ve uyguladığı liberal politikaları savunan bir bürokrattır,eşi Sanay ve küçük kızları Berin bir de Sanay’ın aydın konumundaki kardeşi tercümanlık yapan Suat yanı evde yaşamaktadırlar .Suat’la Celal hayata farklı pencerelerden bakan iki farklı insan hükümeti ve onun uyguladığı ekonomik politikalarda anlaşamaz ve sürekli tartışma yaşarlar,bu tartışmalarda Sanay kardeşinin tarafında yer alır o da hayata ve iktidara Suat gibi bakar ve Celal’le aralarında sürekli tartışma yaşanır.Bu arada ülkede her şey şirazesinden çıkmış,6-7 Eylül olayları patlak vermiş,sosyalist ve komünistler  bu histeri ve hezeyanın baş müsebbipi olarak tutuklanmış,baskı ve şiddet olabildiğine sıradanlaştırılmıştır. Bu baskı ve sindirme operasyonundan gazeteciler de payını almış Musevi gazeteci Erol Güney’i sürgün edilmiş Türk olmayan “öteki“ topluluklar ciddi tedirginlikler yaşamaya başlamışlardır.Sıra  Sanay’ın kardeşi Suat’a gelecektir. Suat, Celal’inde yardımıyla Ayvalık’a kaçar ve orada intihar eder Celal kızının da alır Paris’e yerleşir Sanay’da peşlerinden Fransa’ya gider böylece bir aile yok olmuştur.

        Kazankaya,bir ailenin yok oluşunu anlatırken esaslı bir Türkiye fotoğrafı çekiyor ve 15 yıllık bir dönemin yaşanmışlıklarını  nesnel bir yaklaşımla  kurguluyor,oyunda dönemin bütün özellikleri ve  dramatik bir biçimde sorgulanıyor ve yansılanıyor.

Epik bir anlatımla kotarılan oyunda,olaylar ve  kişiler dönemin bütün özeliklerine koşut bir geçeklikle anlatılarak seyircinin yeniden düşünmesi ve sorgulaması öneriliyor.Aynı zamanda genç seyircilerinde Türkiye’nin bu karanlık ve anti demokratik dönemine ilişkin bilgilenmelerinin önü açılıyor.

         Yönetmen  Kazankaya oyunu sahneye aktarırken  dönemi ve olayları baz alarak cesurca bir yorum getiriyor ve iktidar sahiplerinin eliyle oluşturulan toplumsal baskı ve anti hümanist uygulamaların,  insanlar üzerindeki tahribatına  özel bir vurgu yapıyor.

         Anlatım başarılı ve düzeyli bir  oyunculuk örneği,dönemin  atmosferini fevkalade yansılayan,  ailenin kültürel düzeyi ve  yaşama biçimini ele veren  müzik tercihi ,kişiler arası ilişkilerde romans bir büyüyü imleyen tango figürleri, her bir lokali özel bir  ışık  huzmesi ile ayrımlayarak  tasarlayıp görselliğe önemli bir netlik kazandıran ışık yorumu ile uyumlu bir   görsellik sunuluyor seyirciye.Anlatımı, her bir öğenin,iyi ve titiz düşünülmüş dengeli bir yorumu ile  şeffaflaştırma hünerini özel bir yorum ve yoğunlukla ortaya koyan  Kazankaya,döneme ilişkin özenli araştırması ve dile hakimiyeti , bütünlüklü olarak ortaya koyduğu inandırıcı kişileri ile hem yazarlığının hemde reji üslubunun en başarılı  verimlerinden birini izleyici ile buluşturarak  eksiksiz  bir seyirlik şölen sunuyor.

         Yönetmenin görsel yorumuna oyuncuların  samimi ve içten bir devinimle sundukları oyunculuk örnekleri önemli bir katkı sunuyor.Oyuncular her biri ayrı ayrı yansıladıkları rolleri büyük bir sorumluluk örneği ile canlı tutuyor ve yaşayan bir karakter haline getiriyorlar.Liberal düşüncenin ve uygulanan ekonomik  politikaların ahmakça destekçisi   Celal rolünde izlediğimiz Muhammet Uzuner sesi, tavrı ve psikolojisi ile desteklediği rolünü başarılı bir oyunculuk örneği ile tamamlanmış bir kompozisyon  çıkarıyor ortaya.Aydın kimliği,entelektüel tavrı ve iktidarın topluma ve kendisine kurduğu kapan’ın ayrımında olan ancak harekete geçmek yerine sinen ve kaçmayı bir maharet sanan kimliği ile Suat rolünü yansılayan Mehmet Aslan gerçekten  anlayarak yorumlama ve yansılamanın önemli bir örneğini veriyor abartmadan. Aslan oyunculuğu ile bir aydın hem hayattan zevk almasını bilen ,rahat yaşayan  ama sinik kimliğini yansılarken başarılı bir profil çiziyor.Nedret ve Berin rollerinde izlediğimiz Başak Meşe her bir rolün ruhu ve tavrını büyük bir titizlikle ayrımlayarak önemli bir oyunculuk örneği veriyor.Sanay ‘da izlediğimiz Nesrin  Kazankaya aynı zaman da yazan ve yönetmen olmanın rahatlığı ile yansıladığı rolünü oyunculuğu ile Sanay’ı oyunun dinamosu olma özeliği kazandırıyor.Kazankaya,Sanay’ın bütün duyarlılığı ve iç sıkıntısını toplumsal tedirginliklerini,duygusal karmaşasını yansılarken bütün deneyimini kullanarak başarılı bir fotoğraf ortaya koyuyor.

          Sonuç olarak “Şerefe Hatıralar “la Pera Tiyatro, resmi ideolojinin yıllardır ‘öteki’leştirdiği ve derininde bulunan kinini zaman zaman bir toplumsal histeri ile açığa vurduğu olayları,duyarlı bir sanatçı örneği ve sorumluluğu ile seyirciyle  yüzleştiriyor.Kimilerinin utanç duyduğu ve “Öteki”lerden mahcup olduğu tarihsel bir gerçeği  sanatsal olanın üst düzeyde  sunumuyla güncel olan köhne zihniyetin depreşen histerisine bir anımsatma olarak çarpıyor.        

 

ana sayfa