KİRLENMEDEN İKTİDAR OLMAK (İKTİDARDA KALMAK)  OLASI MI?

 

 

Tarihimizi bilmiyoruz. Öğrenim sürecinde doğru dürüst öğrenmiyoruz, resmi tarih  bilgileri doğru da değil yenir yutulur bir sunumu da yok. Tamam da sonra hangimiz şöyle birkaç yüz sayfalık bir tarih kitabını kurcalayıp, o hamasi, sevimsiz, kaba, kalın çizgili okul kitaplarının bilgi kırıntılarını silkip atmaya çabaladık… Üstelik şimdilerde geçmiş yılların sığlığı içinde daralmış değiliz… Halil İnalcık, İlber Ortaylı,Server Tanilli, Şerif Mardin,Taner Timur gibi ustalar taze ve sağlıklı bilgilerle bize yazıyorlar, konuşuyorlar…Murat Bardakçı ,Avni Özgürel gibi gazeteci kimlikli yazarlar tarihin ilginç sayfalarında dolaşıp bize kolay kolay bulamayacağımız ayrıntılar, olağanüstü güzel kültürel veriler aktarıyorlar….Şimdilerde bir başka ilginç şey de yazarların yakın tarihin arka planını oluşturduğu öykü, roman, anı roman ya da hatıralar yazmaları… Yazılı kültüre hayli uzak bir geleneği olan bizlere, günlük tutmayan geçmişimize tanıklık etmeleri yönünden çok hoş bunlar…

 

Geçen yıl öğrencilerime aktarmak için dersimi çalışırken Shakespeare’in yaşam öyküsü üzerine yayınlanmış kitapları gözden geçirdim Ve batılı yaşam tarzını bir kez daha kıskandım.… Nasıl ayrıntılı bilgilere sahiptiler: 1500 yılında Shakespeare’in babasının belediye meclis üyesi olarak 6 şilin huzur hakkı aldığı, annesinin okuma yazma bilmediği sanıldığı halde  senetlerin altına attığı imzanın aslında yazabildiği izlenimi verdiği, evlilik öncesi doğacak çocuğu için Shakespeare’in babasının Kilise’ye binlerce paundla belirtilen bir borç senedi imzaladığı .vesair bilgilerle donatılmış o kitaplar bana her şeyden önce kent kültürünün yazılı kültürle nasıl ayrılmaz bir iç içelik yaşadığını göstermişti…

 

 

 

BİR YERE, KONUMA,TOPRAĞA YA DA DURUMA SIĞINMAK…..

 

“Sığıntı” oyunu  Kanuni Sultan Süleyman’ın  oğulları Selim’le Bayezıd arasındaki taht çekişmesinde şanssız duruma düşen Bayezıd’ın İran Şahı Tahmasp’a sığınarak yaptığı trajik hatayı anlatıyor… Herhangi bir yere, konuma, toprağa, duruma  “sığınma”nın ne denli yanlış bir tercih olduğunu görüyor insan. Karşı seçenek ölüm de olsa!  Kaldı ki babasının muhteşem imparatorluğunu terk edip sınırdaki bir başka ve her zaman potansiyel düşman bir ülkenin topraklarına sığınmak zaten ölümden başka nasıl sonuçlanabilir ki? İktidar olabilmek ya da iktidarda kalabilmek için ülke bütünlüğüne dek, değerlerinden, ilkelerinden vazgeçenler yalnızca kendilerine ait bir şeyler yitirmiyorlar, kendileriyle birlikte olanların da sonlarını hazırlıyorlar…Bir ülke yönetimine, iktidarına talip olanların bir ulusun geleceğine ilişkin sorumluluk yükünü  taşımakta olduklarını unutmamaları gerekiyor.

 

“Sığıntı” da;  yazarı Orhan Asena da olsa bizim tarihi oyunlarımızda çokca gördüğümüz  kalın çizgili olaylar dizisi, daha çok tiplerle çizilmiş oyun kişileri, yan kişilerin oyunla organik bağının zayıflığı gibi zaaflar görülüyor. Ama  temiz duru dili ve “sığıntılık” hele de bir devlet adamının sığıntılığının ne mene bir şey olduğuna ilişkin dramaturjik yapısı oyunu iyi bir oyun  olarak karşımıza çıkarıyor.. Bir de  yönetmen Ayşenil Şamlıoğlu’nun her zaman olduğu gibi metne doğru bir yorumla yaklaşması, yönetim anlayışını  reji, dekor, kostüm, oyunculuk, müzik gibi yaratım ve tasarım kişilerinin tümünü kapsayan bir bütünlükle oluşturması oyuna ayrıca değer katıyor…Ayşenil Şamlıoğlu  bu kez yalın, duru bir dil seçmiş… Çoğu zaman olduğu gibi doğru, güzel ama seyirciyi zorlayan hatta bazen yoran rejilerinden sonra bu duru, dingin yorum tarihi oyuna çok yakışmış.

 

Oyunculukta   (yine Devlet Tiyatrolarında özellikle de tarihsel oyunlarda görmeye alıştığımız) ağırbaşlı klasik oyunculuk görülüyor. Giderek olayların akışıyla birlikte  oyunculuk oyunla bağdaşarak yürüyor.. Biraz daha doğal ve tempolu bir oyunculuk,  oyunu, aslında çok karmaşık olmayan  metniyle daha rahat izlememizi sağlayabilirdi..Rüştü Asyalı (belli ki rolünü sevmiş de) o kadar tad alarak oynuyor ki… İktidarda  dürüst olunmazsa, entrikanın, kendi kandaşlarını bile içine alacak kadar ileriye gidebileceğini,  yönetimin kısa ve uzun vadeli alışveriş  anlayışıyla – aslında küçük hesaplarla- yürütüldüğünü , iktidarda kalmanın kirlenmeksizin mümkün olamadığını görüyorsunuz.Yüzlerce yıl sonra fazla değişen bir şey yok anlaşılan. Bayezid’i  Tayfun Erarslan  oynuyor. Fiziğiyle çok uygun bir seçim… Hata yaptığını, sığınmanın hele Muhteşem Süleyman’ın oğluna  hiç yakışmadığının ayırdında…Gittikçe köşeye sıkışıyor.. Çıkışsız, umarsız halinde bile soylu  bir Şehzade ağırlığını bedeniyle ve oyunculuğuyla koruyor.İhsan Sanıvar ve  Kurtuluş Şakirağaoğlu’nu sahnede izlemek  güzel, genç Şehzade Evren Çağrı Turan

Ölçülü oyunculuğuyla rolünü başarıyla taşıyor.

 

 Suar Şeylan’ın dekoru son derece yalın, birkaç çizgiyle oluşuyor , keşke Funda Karaağaç’da  böyle  azla yetinse, daha sade çizgilerle çözseydi kostümleri. Müzik (Can Atilla) ve Işık (Mehmet Yaşayan) oyunun yorumunu destekliyorlar.

 

Sığıntı, bu sezonun en iyi oyunlarından, görmek ve bugünlere yeniden bakmak gerek…

 

Gülşen Karakadıoğlu, Hürriyet Gösteri

 

ana sayfa