|
KARA MİZAH SOSLU BULVAR KOMEDİSİ: “TEPETAKLAK” ÜSTÜN AKMEN
Bir gerçek var ki, günümüzde tiyatro yapmak artık bir olay. Baksanıza, usta tiyatrocu Ahmet Levendoğlu bile, ”Bugün, Yarın (Teyzem ve Ben)”in tanıtım kağıdında ülkede tiyatro yapabilme koşullarının (salt parasal açıdan bakıldığında bile) artık “çok çok zor” yerine “olanaksız” biçiminde dile getirildiğinden yakınmakta. Dikkat buyurun “tanıtım kağıdı” diyorum. Tiyatrocu, bugün artık program dergiciği falan çıkaramıyor. Çıkaramıyor, çıkartamıyor, ama gene tiyatrolar inatla perde açmakta. Pir aşkına…
VAROLASIN GENCAY GÜRÜN “Pir ol,” dediklerimiz arasında, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında" 1984 - 1994 yılları arasındaki Genel Sanat Yönetmenliği sırasında, pek çok ilkin yanı sıra; nitelikli, klasik ve çağdaş tiyatro eserlerini sahneleterek, seyircisizlikten batma noktasına gelen 87 yıllık kuruma büyük ivme kazandıran Gencay Gürün de var. Gencay Gürün’ü, bugün de, 1994-1995 tiyatro mevsiminde kurduğu Tiyatro İstanbul’u yaşatma uğraşı içinde kan ter içinde çalışırken bulmamız, takdire şayan değil mi sizce? Ben, Allah’ın bildiğini sizlerden niye saklayayım, Gencay Gürün’ü her keresinde yürekten alkışlıyorum, emeğini kutluyorum ve de kutsuyorum.
GENCAY GÜRÜN, ŞU ON YIL İÇİNDE NELER YAPMIŞ NELER Gencay Gürün’ün Tiyatro İstanbul’u, geride bıraktığımız on yıl içinde, Türkiye'nin en usta ve en ünlü oyuncularının Can Gürzap’ın, Cihan Ünal’ın, Metin Serezli’nin, Nevra Serezli’nin, Nurseli İdiz’in, Cüneyt Türel’in, Arsen Gürzap’ın, Cem Davran’ın, Berna Laçin’in, Kazım Akşar’ın, Deniz Türkali’nin, Kemal Bekir’İn, Nedret Güvenç’in, (kulakları çınlayası) Halûk Kurdoğlu’nun, Tomris Oğuzalp’in, Alp Öyken’in, Volkan Severcan’ın, daha kimlerin kimlerin rol aldığı oyunlar sahneledi. Refik Erduran, John Baker, Kressma Taylor, Marc Camoletti, Yasmina Reza, Alan Ayckbourn, Neil Simon, Raymund FitzSimons, Willard Simms, Arbuzov, Oscar Wilde, Barillet ve Gredy, Ernest Thompson, Bernard Slade, Gurney, C.P. Taylor, Pierrette Bruno, Michale Pertwee, Ray Cooney gibi yazarların yirmi iki yapıtının sahnelenmesine öncülük etti. Sahneledi, öncülük etti de n’oldu? Durum ortada. Gencay Gürün’ün Tiyatro İstanbul’u da, günümüzde “fakrı zaruret” içinde olanlar arasında.
TİYATRO İSTANBUL, BİZLERİ OLIVIER LEJEUNE İLE TANIŞTIRIYOR Bir tiyatronun perde açması sevinilmeyecek şey mi? Tiyatro İstanbul da, yeni sezona Olivier Lejeune’nin Gencay Gürün tarafından dilimize aynen, yani “Tepetaklak” başlığıyla çevrilen "Tout Bascule"ü ile başladı. Program dergisi olmadığından, oyunun 1951 doğumlu yazar tarafından Françoise Mitterand'ın gayri meşru çocuğunun ortaya çıkmasından esinlenilerek kaleme alındığını el yordamıyla öğrendim. Tiyatroların artık, yazar kim, oyun ne, ne nerede, ne zaman bilgisi veremez durumda olması sizce de acıklı değil mi?
OYUNUN KONUSU Acıklı. Hem de çok acıklı. Ben gene de oyunun konusunu sizler için özetleyivereyim. Jacques Lassegue, yedi yıldır birlikte olduğu sevgilisinin parmağına yüzüğü geçirmesiyle felaketler mayın tarlasındaymışçasına art arda patlar. Reklam ajansı sahibi Jacques, bahçede yapılan düğünü sırasında evine gelir ve orada tanımadığı bir kişi (Volkan Severcan) ile karşılaşır. Bu kişi, Jacques’ın sevgilisi Giselle’in (Simge Selçuk) kocası olarak kendisini tanıtacaktır. Giselle’in bir helikopter kazasında öldüğünü, adamın karısının vasiyetini yerine getirmek üzere üşenmeyip Tahiti’den kalkıp geldiğini öğreniriz. Jacques ile karısı Giselle’in unutulmaz fingirdemelerinin anısına, merhumenin külleri vasiyet gereği Jacques Lassegue'nin yatağına serpilecektir. Bu arada Lassegue'nin Cumhurbaşkanı adayı Michel Rolors ile yaptığı tanıtım sözleşmesini de başka bir reklamcının kaptığı anlaşılır. Jacques’ın çok renkli kız kardeşi Lucie (Nilgün Belgün), Cumhurbaşkanı adayı Michel Rolors (Argun Kıral), dokuz aylık hamile gelin (Şebnem Özinal) arasındaki “git-gel / dön-gel”e her şeyden haber çıkarmaya çalışan bir gazetecinin (Levent Ulukut) eklenmesi yanı sıra, ölmediği anlaşılan Giselle’in işin içine girmesiyle komik olaylar dizisi başlar.
OLAMAZCASINA AKICI DİKSİYON GEREKLİ "Tout Bascule", Olivier Lejeune’ın ilk piyesiymiş. Yazar, oyunun başından sonuna kadar, kara mizah soslu bulvar komedisi trüklerini kullanmaya çalışmış. Gerçi, bulvar komedisinde seyirci böyle zapt olunmaz, ama Lejeune bu oyunda değişik bir tarz denemiş. Kapılar öyle pat küt açılıp kapanmıyor, olur olmaz yerde çarpılmıyor, gel gelelim “gag”lar ardı ardına patlıyor… Patlıyor da, bulvar komedisinin iki olmazsa olmazından birinin, hızlı ve akıcı diksiyon ve olamazcasına canlı, hareketli bir anlatım biçemi olduğu savsaklanıyor.
GENCAY GÜRÜN’ÜN ÇEVİRİSİ Eseri hangi dilden çevirdi bilemiyorum, ama akıcı bir tiyatro dili kullanımı var Gencay Gürün’ün. Yani çeviriye sözüm yok. Yalnız, helikopterinin düştüğü, Michel Rolors’un perişan vaziyette eve döndüğü tabloda, Lucie “Şükran Günü”nden söz ediyor. Oysa dışarısı günlük gülistanlık ve düğün bahçede yapılmakta. “Şükran Günü” benim bildiğim Şubat ayında kutlanır. Bu bir tezat değil mi? Bir de, gene kız kardeş, odanın penceresinden köpeğin atlaması halinde, düşüp bir yerini kırabileceğinden yakınıyor: “…çok yüksek,” diyor. Oysa, oda hemen girişin üstündeki katta. Neyse! Diğer taraftan, düğün otelde mi yapılıyor, bahçede mi, ben kavrayabilmiş değilim.
Nilgün Gürkan’ın dekoru iyi, kullanışlı, çok amaçlı. Aytekin Seray’ın ışığı, bu türde alışılageldiğince fazla parlak. Saday, kostümlerin üzerindeki desenleri ve kostüm renklerini filtreleri belirlerken hiç mi hiç dikkate almamış. Gencay Gürün’ün kostüm kreasyonunu ise fevkalade zevkli.
OYNANIŞ Kontrolün, zamanlamanın, oyuna yaşamsal disiplinle hazırlanmanın oyuncunun vazgeçilmez gerekliliklerinden olduğunu Argun Kınal her halde biliyordur da, doğrusu Michel Rolors olarak beni pek şaşırttı. İş, Hıncal Uluç’un dediği gibi afişin önünde dakikalarca mum gibi durmakla bitmiyor ki! Jeoloji mühendisi, manken Şebnem Özinal, bu kere tiyatroyu boşlamış. “Aliye” dizisindeki “Leyla” karakteriyle tanıdığımız Simge Selçuk, özellikle mayolu tabloda sahneye estetik bir tat veriyor, doğru. Ama tiyatro oyuncusu olması için, işini daha da ciddiye alması gerektiğini birisi kendisine anımsatmalı bence. Çalışırsa, isterse neden olmasın? Yani, neden tiyatroda da oynamasın? Levent Ulukut’da komedi oyuncusu gömleği olduğundan hiç kuşkum yok.
BİR USTA: METİN SEREZLİ Fars türünün, bulvar komedisinin, vodvilin yıllar sonra dahi aranılacak ustası Metin Serezli, nedendir anlayamadım, bu kere Jacques’a inanırlığından bir şeyler kaybettiriyor. O zaman, zaten pek zayıf olan temayı da, sanki daha bir zedeliyor. Nefes ayarlayamadığı sahneler de oldu. Michel Rolors’un içki karıştırıcısını açmaya kalkıştığı tabloda, kapıdan girip Argun Kınal’a hamlesinde yavaşlığı dikkat çekici ölçüdeydi.
Volkan Severcan, doğallığını seyirciye aktarırken, yapay bir takım fiziksel illüzyonları fevkalade başarılı bir biçimde ön plana taşımayı gene başarıyor. En sıradan olayları ciddiyetle algılamakta, ciddi yöne mizahi açıdan eğilebilmeyi başarmakta. Bu başarının, her komedi oyuncusunda bulunmayan bir tür yetenekten kaynaklandığı kanısındayım.
Nilgün Belgün’se komedinin oluşmasının ve komik karakter yaratımındaki özellik farklılığının, kişiliklerin yanında, çeşitli fiziksel özellik ayrımının belirginleşmesinden kaynaklandığını çok iyi biliyor.
AKIŞ BOZULMUYOR, AMA DÜZEY TUTTURULAMAMIŞ Olivier Lejeune’un metni pek öyle matah bir metin değil. Sahne üzerindeki ritim ve temponun tüm oyuncular tarafından gerçekleştirilememesi önemli oranda metnin hantallığından kaynaklanmakta. Volkan Severcan ve Nilgün Belgün dışındaki oyuncular oyunun akışını bozmuyorlar, ama karşılıklı diyaloglarda tempo düzen ve düzeyini tutturamıyor, seyircinin uyarıcılarını olumsuz yönde hareketlendirecek eylemlerden kaçınamıyorlar. Severcan ve Belgün dışında kalan oyuncular, seslerini bilinçli kullanmıyor, diyaloglarını doğru ve akıcı kılmak için pek bir çaba harcamıyorlar.
BİZE, BİZLERE GEREKLİ OLAN… Evet… Oyun iyi değil, ama Tiyatro İstanbul Türk tiyatrosu için gerekli. Gerekli olduğu için, oyundan çıkarken: “İnşallah Tiyatro İstanbul bu oyunu kapalı gişe oynar,” diye dualar ettim. Kapalı gişe oynasın istiyorum ki, Gencay Gürün ikinci oyun olarak elini ferah fahur açsın, gönül rahatlığı içinde şöyle dört başı mamur bir oyun sahneye koyabilsin.
Önemli olan şu ki, Tiyatro İstanbul bize gerekli.
Kim ne derse desin!
|