TİYATRO DÜNYASINDAN................................Dikmen Gürün
İSTANBUL’A TİYATRO YAPILARI...
15 milyonluk bir kentin sanatsal ihtiyaçları arasında tiyatro binalarının, tiyatro yapmaya uygun donanımlı boş alanların öncelikle ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Şan Tiyatrosunun yeniden hayata döndürülmesini düşlüyorum, Elhamra’nın yaşamımıza karışmasını bekliyorum, Vezneciler’de eski günlerden geriye ne kaldıysa onarılmasını istiyorum, tiyatrodan anlayan mimarlar tarafından yapılacak 500-600 kişilik yeni salonlar ve donanımlı boş mekanlar hayal ediyorum...
2010’da İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti oluyor. AB dışında kalan kentler arasında İstanbul, AB ülkeleri arasında da 600.000 nüfuslu Essen ve 200.000 nüfuslu Pecs Kültür Başkentleri. Essen ve Pecs’in işi zor değil diye düşünüyorum ama, İstanbul için aynı şeyi söylemek imkansız. Hem her alanda beklentiler çok yüksek, hem de çözüm bekleyen onca sorun düşünüldüğünde, dört yıl göz açıp kapayana dek geçecek gibi....
Yaşam soluğuSorun denince, aklıma öncelikle, içinde bulunduğum alana yönelik olarak, tiyatro yapıları geliyor. Bugün, İstanbul gibi bir kentte kaç tiyatro var? “Çok amaçlı” olup, genelde tiyatronun amaçlarına hizmet etmeyen salonlardan söz etmiyorum, ki onlar da sayıca bir elin parmaklarını geçmezler. Londra, Paris, Berlin, Brüksel gibi kentlerdeki eski ve yeni yapılarla kıyaslandığında İstanbul adına ortaya çıkan sonuç üzücü. Bu nedenle de, 15 milyonluk bir kentin sanatsal ihtiyaçları arasında tiyatro binalarının, tiyatro yapmaya uygun donanımlı boş alanların öncelikle ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Şan Tiyatrosunun yeniden hayata döndürülmesini düşlüyorum, Elhamra’nın yaşamımıza karışmasını bekliyorum, Vezneciler’de eski günlerden geriye ne kaldıysa onarılmasını istiyorum, tiyatrodan anlayan mimarlar tarafından yapılacak 500-600 kişilik yeni salonlar ve donanımlı boş mekanlar hayal ediyorum... Bırakınız kültür başkenti olmayı bir yana, İstanbul gibi “kent/sanat/kültürel kimlik” buluşmasını her yönüyle, her an yaşayan bir kente yakışacak olandır bu... İşte o zaman yaşam soluğu hiçbir biçimde kesilmeyecektir bu kentin...
Tiyatro binaları Aynı sorun, yıllar önce de gündeme gelmiş: 1 İkinciteşrin1943 sayılı “Perde ve Sahne” dergisinde Nusret Safa Coşkun “İstanbul’a Bir Tiyatro Binası Hediye Edelim” başlıklı yazısında; “Bütün yurtdaşları bu sanat seferberliğine çağırıyorum” diyor. “Yeniye, güzele, iyiye doğru gittiğimiz iddiasındayız... Fakat, İstanbul şehri bir tiyatro binasından mahrumdur. Meşhur Alman ses sanatkarı Erna Sack Sirkeci’den trene binerken ‘ İkinci defa gelişimde, konserimi Ayasofya’da vereceğim!’ dedi... Herr Belda’nın idaresindeki Berlin Yaylı Sazlar Orkestrası, eskiden belediyenin elinde olan, şimdiki Ses’de konser vereceği zaman, viyolenseller, baslar sahne merdivenlerinden sığmadı. Silezyalı Kuartet heyeti, konserlerini verdiği sinemada, merdiven altında giyindi. Yüzümüzün rengi, hicabımızın pembeliğini göstermeyecek kadar esmer mi? Güzel sanatlarda bir arpa boyu ileri gittik ise, bunu tiyatromuza medyunuz... Ben cumhuriyetin ilanından beri, İstanbul’da belediye reisliği ve Vali ve belediye reisliği etmiş zevatın hiç birini affetmiyorum. Kadıköy’e hiçbir işe yaramayan koskoca bir hal binası yapanı da , Taksim Gazinosunu şehre hediye edeni de. Şehre bir tiyatro binası hediye etmedikleri için affetmiyorum.... Peki, netice ne olacak? İş bize, şehirliye düşüyor. Baylar, kolları sıvayıp doğduğumuz, büyüdüğümüz, yahut tahsil ve terbiyemizi aldığımız veya ekmeğimizi kazandığımız şehre borcumuz var. Bu borcu edaya, İstanbul’un bir kültür merkezi olduğunu düşünen bütün yurd koşabilir.”
Kırılgan kentEvet, bugün şehre hediye edilen tiyatro binaları yok değil ama, yeterli mi? İstanbul’u her anlamda yıllardır hoyratça sömürüyoruz, hırpalıyoruz. Güzelliklerle iç içe olması gereken duyarlı ve kırılgan bu kent, yaşanan yoğun göçler, toplumsal çöküntüler, çarpık yapılanmalar, bilinçsiz yönetimlerle bastırılmış durumda. “Theatreschrift” dergisi “kent/sanat/kültürel kimlik” teması üzerine yaptığı bir araştırmada bir kentte sanatsal anlamda en önemli görevin o kentte yaşayanlara düştüğü sonucuna varıyor. Sanatsal anlamda olumlu patlamalar ancak böyle gerçekleşebiliyor. Bu açıdan bakıldığında, yıllar önce Nusret Safa Coşkun’un yaptığı çağrı, bugün, tabii ki farklı düzlemlerde değerlendirilmek koşuluyla, üzerinde düşünülmesi ve çözüm üretilmesi gereken önemli bir sorunu bir kez daha gündeme getirdi.
Cumhuriyet, 20 Haziran 2006
|
|
|