|
YENİDÜNYALAR KURMAK UĞRUNA, KENDİNİ YOK EDEN İNSANLARIN ÖYKÜSÜ : “TOL”
ÜSTÜN AKMEN
Tiyatro Oyunevi devlet desteksiz bir repertuvar tiyatrosu. Ne mutlu onlara ki, bu özelliklerini inatla sürdürmekteler. 2004-2005 sezonu sonunda, Mahir Günşiray’ın Murat Uyurkulak’ın romanından (Metis yayınları – Eylül 2002) sahneye uyarladığı ve yönettiği “Tol” ile Diyarbakır’da prömiyer yaptıklarını duymuştum, İstanbul’da da oynadılar. Çağırılmadım mı neyse ne, “TOL”ü ancak izleyebildim.
OYUNUN ADI “İNTİKAM” DA OLABİLİRDİ “Tol” sözcüğü, Kürtçe “intikam” demekmiş, oyun metniyle ilişkisini oyun sonuna kadar kuramadım, ama bu sayede Kürtçe bir sözcük öğrenmiş oldum. Gerçi, romanın alt başlığı “Bir İntikam Romanı” ya… Neyse!
Oyun bir içki masası muhabbeti sırasında bulduğu işini kaybeden, “musahhih” Yusuf’un intihar kararı aldığı bir gece başlıyor. Yaşadığı sefil hayatın izlerini yok ettikten sonra, bolca alkolle uyuşturduğu beynini “Allahlık Kırıkkale”si ile yok etme kararı alan Yusuf, içtiği içkiyle bilincini kaybedecek, ayıldığında kendisini Diyarbakır’a giden bir trenin kompartımanında bulacaktır. Karşısında her akşam gittiği meyhanede rastladığı, ama tanışmadığı Şair vardır. Yolculuk boyunca, alkolün vücudunda ve beyninde yarattığı uyuşukluğu yaşar. İstasyon televizyonlarından izledikleri haberlerden ve kırık dökük büfelerden aldıkları gazetelerden ülkenin önemli binalarının bombalandığı haberiyle keyiflenir. Şair’in eline tutuşturduğu düzensiz kağıtlardan ise, bir roman oluşturmaya başlar.
Oyun, esasında iki ayrı öyküden oluşuyor.
Bunlardan biri, kahramanlarımızdan Yusuf ve Şair’in Diyarbakır yolculuğu ve
bombalama haberlerinden oluşan önemli fon; diğeriyse bu fonun önünde anlatılan
Şair’in dosyalarından ortaya çıkan yeni roman. 1955 yılında Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalanması ile başlayan, azınlık işyerlerinin yağmalanmasıyla süren ve de Almanya’da Nazilerin “Kristal Gece”sine pek benzeyen 6-7 Eylül vahşeti sonrası, ülkedeki istihbara yönelik faaliyetlere koşut yaşamlar kuran oyun karakterleri, oyun boyunca aslında Türkiye’nin siyasi toplumsal olaylarına seyirciyi tanık ediyor.
1960 öğrenci hareketlerinden, 1968’e; 12 Mart’ta kurtarılmış mahallelerdeki komitelere, 12 Eylül yıkımından istihbarat birimlerinin provakatif eylemlerine, darbe sonrası Avrupa’ya kaçıp dejenere olan bir kuşağa kadar, tüm bir yakın dönem, şiirsel bir dille anlatılıyor. Yeniklik ve içki kadehlerinin arkasına saklanışlar da, aynı şiirsel biçemden elbette nasibini alıyor.
Öyküde, yenik insanın düşüşü yanı sıra, yenilmeyen, yenilmemeyi öğrenen, bombalarla yeni bir umut dalgası yaratanlar da var. Yusuf ve Şair, yol boyunca bunun izlerini sıkça görürler ve gitgide kaos ortamının ülkeyi boydan boya ele geçirmesini seyirci onların gözünden ve sözünden izler. Gururlu kolluk güçleri, kışlalardan kaçıp isyan güçlerine katılan askerlerin haberleri, diğer yandan parlamento dışında büyük küçük tüm devlet binalarının hızlı bir biçimde bombalanarak yok edilişi, bir sistem değişikliğinin işareti gibidir. Sistem değişmez, ama insanlar olamazcasına değişir.
Öncelikle kabul etmeliyiz ki, ”Tol” fevkalade riskli bir kurgu. Eserin karmaşık değil, karmakarışık bir yapısı var. Sahnelenişte de bu karmakarışıklık ayıklanmamış. Bütünlüğe takılmazsanız, anlatılan öykülerin birer birer tadına varabiliyorsunuz, ama öyküler arasındaki bağları da savsaklamak olanağı yok ki! Seyirci, tiyatroda roman okur gibi sayfaları atlayamıyor ya da kitabı kaldırıp karşısındaki koltuğun üstüne fırlatamıyor. Bir tren yolculuğu düzleminde ilerleyen öykü, işte bu anlamda kendi bütünlüğünü bir türlü kuramıyor. 70'li yılların çalkantısında yaşamış bir karakterin, 2000'lere geldiğinde nerelere savrulduğunu çok iyi anlıyor da, karakterlerin çoğunun içini boş ve kuru buluyor. Zaman ve mekân kurguları karışıklığından etkileniyor.
Mahir Günşiray’ın bu zor oyunu sahneye uyarlarken anlatıcılık biçimini yeğlemesine sözüm olamaz. Bence pek iyi bir yol seçmiş. Yönetirken de dramatizasyona yanaşmaması, ama anlatılanlara tiyatro tadı vermeyi başarması ayrıca takdire değer. Uzun diyaloglardan titizlikle kaçınmasını da unutmadan başarı hanesine ekleyeyim. Mahir Günşiray, romanın öncüsü gibi yollara düşmüş, ve keşiflerde bulunmuş. Oyunun ve tek tek her bir kişiliğin düzlemlerini, bütün yönlerini, bütün bileşenlerini inceleyerek işe başlamış. Oyuncu olarak rollere de dıştan içe doğru giderek , ters yönden yaklaşmış. Güven İnce’yi de rollerin fiziksel yaşamlarıyla yönetmiş. Üretici oldukları için, ruhları bedenlerinin eylemlerine içten, amaçlı, coşkulu yanıtlar vermiş. Yanıtlar, oyun içinde yankılanır olmuş.
GÖZKÜLHANLARIMIZIN IŞIĞINDA GEÇEN YILLAR Claude Leon’un dekor tasarımı sahneye devinim katar nitelikte. Ümit Kıvanç’ın ses ve müzik tasarımları iyi. Yüksel Aymaz, çok fazla ışık efekti kullanmadığından, seyircinin dikkatini oyundan uzaklaştırmamayı başarıyor. Kullanılan ışıldakların yerleşim ve ayar açıları yerli yerinde.
“Tol”; ezilen, savrulan insanlarımızın son olmayacak yıkımlarından, direnmelerinden bir kesiti, kurumuş gözyaşı pınarlarımızın önüne dayayan, dayatan bir yapım.
Kaçırılmamalı.
Tiyatroseverim deyip kaçıranlar ayıplanmalı.
|
|
|