SHAKESPEARE DRAMATURGİSİ

 

             

Bu yazıya kaynaklık eden akademik çalışma, Hamlet'in göstergebilim yöntemiyle çözümlenmesi ve bulguların metnin sinema versiyonlarındaki yorumlarla karşılaştırılmasına dayanan yüksek lisans tezim. (A.Ü.DTCF Tiyatro Bölümü, 2000). Burada sadece çalışmanın ilk bölümünün sonuçları ile olası bir dramaturgi çalışması için kaynak oluşturabilecek göstergebilimsel izlenceyi, özetleyerek sunuyorum.  

Pınar Şenel 

 

             Bilindiği gibi, bir metnin söz'ünden yola çıkarak derin yapısına yani görünenin altındaki asıl anlamına ulaşmak için anlamı kolayca saptanamayan örtük (kapalı) göstergelerden oluşan karmaşık yapıyı çözmek gerekir. Simgeler kuran, kendini kolay ele vermeyen, aynı konu-nesnede birden fazla anlam üreten yapıtların derin anlamına ulaşmak için, üretiliş biçimlerine benzer bir inceleme yöntemi kullanmak, göstergebilim çalışmalarının kalkış noktası.

 

Anlamlama Göstergebilimi, anlatım düzlemi ile içerik düzlemini birbirinden ayırmakta,   inceleme konusu olarak da içeriğin biçimini seçer. Yani, dilbilgisel ve biçemsel yapıların önemini reddetmemekle birlikte bu anlatımsal özellikleri kendileri için değil, içerik düzlemine geçiş için incelemeye alır. Biraz daha somutlarsak: Çözümlemeci, anlatım düzlemini kesitleyerek önce söylemsel düzeye yaklaşır (kişilerin uzam ve zaman içinde yer alışlarını ele alır), ardından anlatısal düzeye geçer (kişilerin anlatı izlenceleri içindeki işlevlerini değerlendirir), son olarak da mantıksal-anlamsal düzeye ulaşır (içeriğin temel yapısını araştırır).

 

Bu doğrultuda Shakespeare’in Hamlet’ini önce en küçük anlam birimlerine ayırdık. Kullandığımız ölçü, oyun kişilerinin yönelimlerinin değiştiği anları kavşak olarak kabul etmekti. Böylece metin 250'ye yakın parçaya ayrıldı. Sunuş kolaylığı sağlamak için bu küçük parçaları kendi aralarında yeniden bütünledik ve orijinal metnin sahne ayrımına oldukça yakın yeni büyük parçalar haline getirdik (Anlambirimler).

 

Sonra, her anlambirimin önermesi'ni bir gösterge olarak kabul ettik. Önermeleri/göstergeleri yan yana dizdiğimizde ("dizim" ya da "sintagmatik bağ") sahnelerin öncelik-sonralık ilişkisindeki mantık; alt alta dizdiğimizde ("dizi" ya da "paradigmatik bağ") metnin kurgusu belirmeye başladı. Dizilerin art arda gelmesiyle de metnin anlam katmanları.

 

Anlatım düzeyinden anlam düzeyine geçerken:  Önce dil vardı, yani yazarın sözcükleri. Kavramların benzerleri ve karşıtlarıyla anlam kazandığını hatırımızda tutarak, yazarın neden bir başka sözcüğü değil de o sözcüğü seçtiğini araştırdık. Sözcükler cümleleri, cümleler bildirileri kurduğuna göre, o anlambirimin özde ne söylediğini araştırdık. Bundan sonraki aşama, bu anlamları hangi oyun kişilerinin nasıl taşıdıkları idi. Bu, olayların nedensellik ağı içinde oyun kişilerinin duruşunu ve yarattıkları aksiyonu incelemek anlamına geliyordu. O sahnenin yeri neden şu sahnenin sonu değil de bu sahnenin sonu?,  o sahnede neden başka bir oyun kişisi yok da o oyun kişisi var?; bunları yanıtlamaya çalıştık.

 

Ardından anlambirimlerin karşılık geldiği önermeleri saptadık. Önermeleri alt alta dizerek ve birbiriyle benzer olanları aynı gruba dahil ederek bütünce'lere; bütünceleri kendi aralarında birleştirerek bütün'lere; en sonunda da oyunun yapı’sına ulaşmış olduk. Söz konusu çalışmada önermeleri matematik işaretleriyle ifade etmiş, aralarındaki bağlanma ilişkisini de tablolara dökmüştük. Bunları ait oldukları bağlamdan ayrı izlemek pek mümkün olmasa da burada özet olarak anlatmaya çalışalım:   

 

 Bir gösterge her seferinde biraz daha çeşitlendirilerek tekrar ediliyor ve metnin başından sonuna büyük bir dizge kuruyordu. Bu, yazarın, görünen ile gerçek arasında fark olduğunu söyleyen önermesi idi. Algılanan kimlik-asıl kimlik,  sunulan kimlik-asıl kimlik, edinilen izlenim-asıl oluş,  istenen-yapılan, söylem-eylem farkları gibi. Yazar için çok önemli olduğu anlaşılan bu önermenin karşı-önermesi ise görülen ile gerçek olan arasındaki eşitlik ilişkisi idi. Oyun kişilerinin "gözleriyle" gördüklerinin önemi de fazlaydı.  Bu anlam katmanının kuruluşu, gözle görülenin -aksi kanıtlanamadığı için- gerçek kabul edilmesi (yani gösterge kabul edilmesi) gerektiği düşüncesinden hareket ediyor; ancak birden çok görme biçimi olduğu için temelde görülen-görünen ayrımı yapılıyor; ve yine her görünenin gerçeği yansıtmadığı düşüncesine ulaşılıyordu (Örn., Hamlet: "Görünen mi dediniz, olan deyiniz bayın bayan!" 1.perde 2.sahne).  Bu anlam katmanındaki tüm tartışma, oyun kişilerinin kimlik değişimleri üzerine inşa edilmişti. Kocasının ölümüyle sarsılan ama onu hemen unutmuş görünen Gertrude üzerinden yapılan algılanan kimlik-gerçek kimliğin farkı gibi.

 

İkinci anlam katmanında, metnin yazıldığı çağın felsefesiyle de bağlantılı olarak, her parçanın ait olduğu bütünün karakteristiğini yansıttığı düşüncesi işleniyordu. Buna göre, parçada meydana gelen bir bozulma kendiyle sınırlı kalmayacak, giderek ait olduğu bütüne yayılacaktır. (Örn., Hamlet: "Tabiatından ya da bahtından gelen bir tek kusurla damgalandı mı insan başka değerleriyle melek de olsa yalnız o kusurundan ötürü düşer insanların gözünden." 1.perde 4.sahne)  Bu önerme hem olaylar hem kişiler özelinde tartışılıyor, ancak asıl vurgusunu, bir bütünü (kişiliği) oluşturan parçalardan biri olarak "onuru koruma" kavramında yapıyordu. Bu izleğin taşıyıcıları, babalarının ölme biçimiyle onurları zedelenen ve öç almak isteyen oğul'lar idi (Hamlet, Laertes ve Fortinbras). Bu anlam katmanında, "her koşulda onuru korumak" düşüncesi, "ölümün yaşama dair her şeyi (onuru da) hiçleştirdiği" karşı-önermesi ile tartışılıyordu. Ancak ölüm her şeyi hiçleştirse de kişi öldükten sonra ardında adını bıraktığına göre, onuru korumak için yapılanlar, ölüm gerçeğine rağmen, anlamını yitirmiyordu (Hamlet: "Horatio ben gidiyorum ama sen daha burdasın, anlat beni, anlat haklı olduğumu kuşkusu kalanlara. (...) Kimseler bilmezse olanları, ne berbat bir ünüm kalır dünyada benim! " 5.perde 2.sahne).

 

Üçüncü anlam katmanında, yapılmak istenen şey bir türlü yapılamıyorsa, sebebinin, o eylemin gerekliliğinden emin olamamak olduğu önermesi işleniyor, duraksamanın sebebi olarak da akıl-duygu çatışması gösteriliyordu. (Örn., Hamlet: "Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi. Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor yürekten gelenin doğal rengini. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar yollarını değiştirip bu yüzden, bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar." 3.perde 1.sahne)  Bu son anlam katmanı da, oyun da, eylemin en doğru ânının, "hazır olunduğu ve bu nedenle karar verildiği an" olduğu önermesi ile bitiyordu. (Örn., Claudius: "Hemen yapmalıyız ne yapmak istiyorsak, çünkü isteklerimiz değişebilir; düşer, duraklar eller, diller, rastlantılar önünde. Araya zaman girdi mi can attığımız şey bir ah çekmeye, sıkıntılı bir iç boşaltmaya döner." 4.perde 6.sahne) Çünkü verilen karar üzerinde uzun uzun düşünmek, kararın alınmasına sebep olan duygusal tepki-aklın gereği  dengesini  bozuyor, eyleme geçmek de olanaksızlaşıyordu. 

 

Oyunda bu üç anlam katmanı,  kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış değildi, öyle olması da beklenemezdi. Göstergebilim yöntemiyle çözümleme yapmış olmamız,  tüm oyuna yayılmış önermeleri sınıflamamıza; aralarındaki bağı kurmamıza; hangisinin hangi bölümlerde ne ağırlıkta bulunduğunu görmemize olanak sağladı. 

 

 

1.Anlam Katmanı:

 

 


 

(gözle) görünen =? gerçek           Aksini kanıtlamak mümkün olmadığı için,

(gözle) görünen =   gerçek           (gözle) görülen her şeyin gerçek olduğuna inanmak                                                                    gerekir.           

 

(gözle) görülen = gerçek             Ama görülen her şey de gerçek değil. Çünkü gördüklerimizin

görünüş ≠ gerçek              bazıları, içeriği ile çelişen biçimlerdir.  Asıl oluş'a karşılık              gelmeyen eksik izlenimlerdir.                                                           

 

  


 

algılanan kimlik ≠ gerçek kimlik        Kişiler bize nasıl görünmek istiyorlarsa (sunulan) biz onları

sunulan kimlik   ≠ gerçek kimlik        öyle görür, kabul ederiz (algılanan). Ama her gördüğümüz        

görünüş ≠ gerçek                       gerçek değildir. Çünkü kavradığımız gerçeği yansıtmayan          eksik izlenimler olabilirler.                                         

 

parça ≡ bütün                            Görülen her şey gerçek değil ama parçanın bütününü

(gözle) görülen = gerçek            yansıtması gibi, gerçek oluşun karakteristik parçalarıyla         

oyun  ≈  gerçek                        yapılmış bir kurgu da (rol, oyun) eksik/sahte  olmasına rağmen gerçeği yansıtabilir.

                                                            

 

2. Anlam Katmanı:

  


 

parça ≡ bütün                            Onur duygusu taşımak da kişiliği oluşturan parçalardan biri.

onur   ≡ zorunluluk                     Nasıl parça bütünün ölçüsüyse, onur için gerekeni yapmak ya da yapmamak da kişilik özelliklerinin göstergesi.        

 

onur  ≡ zorunluluk                      Ölümün her şeyi hiçleştirse de kişiden geriye kalan, onun

ölüm X yaşam               bıraktığı izdir. Bunun ölçüsü, onurunu korumak için

                                                  yaptıklarıdır.

 

 

3.Anlam Katmanı :

 

 


 

eylemXdüşünme (ise) istenen ≠ yapılan     Yapılacak işin gerekliliğini irdelemek, yapılmasının         

istenen ≠ yapılan  (ise) akıl X duygu          önünde engel. İstendiği halde gerçekleştirilemiyorsa, bu     yüzden. Bunun kaynağı,  düşünme (irdeleme) sürecinde akıl ve duygunun birbiriyle çatışmasıdır. 

 

Eylemin gerekliliği akıl ve duygu arasında bir denge kurulmuş olmasına bağlıdır. Bu denge, eyleme karar verildiği ânın koşullarında mevcuttur. Çünkü karar ânında duygusal tepkiler ile aklın doğruları bileşikti. Bu nedenle kişinin eyleme en fazla hazır olduğu an, karar verdiği andır.

 

 

 

 

 

Her türden  -özellikle budamaya gerektiren- dramaturgik çalışmalara kaynaklık edebilecek en doğru yöntem olduğunu düşündüğümüz göstergebilim, bu çalışmada bizi bu sonuca ulaştırdı. Başka araştırmacılar aynı yöntemle farklı bulgulara ulaşabilirler. Çünkü gösterge okumaları, okuyanın “kişisel ansiklopedi”siyle yakından ilgili. Bununla birlikte yöntemiyle nesnel olan ve bir takım bilimsel işlem dizisini içeren göstergebilim, metnin değerlerini ortaya koymada en yetenekli, en işlevsel yöntem kanımızca. Yapısalcılıkla çift yumurta ikizi gibi olan, ondan sadece teknik işleyiş olarak ayrılan göstergebilim, hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayan bakışıyla diğer yorumlama biçimlerinin de (toplumcu gerçekçi, freudyen, psikoanalitik, feminist vb.) önünü açar. Çünkü bu izlencede metnin içerik anatomisi ayrıntılı çizilmektedir. Yaratıcı yorumcular bu anatomiyi isteklerine göre yeniden düzenleyebilirler.

 

Burada önemli olan, göstergebilimsel incelemeyle ulaşılan bulgular üzerinden yapılacak bir dramaturginin, orijinal metne ve elbette yazara zarar vermeyen bir yola gireceğidir. Sözgelimi bir yönetmen metnin "görülen-gerçek" bağıntısını göz ardı etmek istiyorsa, bu izleğin metnin hangi bölümlerine-ne ağırlıkta dağıldığını-nerelere kadar yayıldığını ve bu izleği görmezden gelmek için hangi bölümlere dokunması gerektiğini gösteren bir çalışmaya ihtiyaç vardır.  Göstergebilimsel çözümleme, bu ihtiyaca en uygun yanıttır. Örneğin, kısaltılması istenen bir tiradın anlam katmanlarında kapladığı yer ancak bu şekilde en iyi görülebilir. Böylece budama işlemi yazarın duyarlıklarını ve metnin değerlerini gözeten, onu eksiltmeyen bir hal alacaktır. Atmak ya da eksiltmek istenen bölümlerin yapı organiğinde aslında sanıldığından daha büyük bir öneme sahip olduğunu, böyle bir çalışmadan sonra keşfetmek de mümkün.

 

Tabii söz konusu olan  Shakespeare ya da Hamlet olunca, budama yapmanın ne kadar zor olduğunu da gösteriyor bu çalışma. O nedenle dramaturgiden çok, uyarlamadan söz ediliyor daha çok.

 

 

 Tiyatro Tiyatro Dergisi Ocak 2001

 

 

ana sayfa