|
TİYATRO ELEŞTİRMENLERİNDEN YILMAZ BÜYÜKERŞEN’E ÖDÜL…
Eleştiri kavramı daha çok olumsuzun dile getirilmesi içeriğini çağrıştırıyor... Olumlu değerlendirmeleri daha çok övgü ve benzeri sözcüklerle tanımlıyoruz.. Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin her yıl bir tiyatro kurum, kişi ya da olayına (oyun, oyunculuk, tasarım gibi) verdiği ödüller sırasında da bir çelişik durum yaşanır. Yıl boyu eleştirilerini sürdüren eleştirmenler sezon sonunda övgüye değer bir konu üzerinde görüş alışverişinde bulunurlar ve karar oluştururlar. Olumsuzda buluşmaktan daha zor olur iyide buluşmak. Ankara ve sorumlu bölgeler için 2004’te;Eskişehir Belediye Başkanı’na ödül verme fikri hiç karşı görüş olmaksızın karara bağlandı. Ankara’lı tiyatro eleştirmenlerince, yüzlerce yıllık toptancı halinden dönüştürdüğü kültür merkezi ve tiyatro salonuyla ve daha sonra düğün salonu olarak projelendirilmişken Opera, senfoni ve tiyatro salonu olarak inşa edilerek açılışı yapılan muhteşem bina ve bu binayı yaşatacak sanatçı kadroları için Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’e teşekkür etmeye oy birliğiyle karar verildi.. Çağdaş belediyecilik anlayışıyla Eskişehir’e pırıl pırıl bir kent kazandıran, temizlenen Porsuk’da gondolların, caddelerinde elektrikli tramvayların dolaştığı, güzelim Odunpazarı evleriyle ve Toptancı Hali’yle eskiyi “yaşatarak” koruyan Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehir’e ilk armağanı Anadolu Üniversitesi. İnsanın yeniden öğrenci olası geliyor kampusü gezerken…
Eleştirmenler Birliği’nin ödülü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda Turgut Özakman’ın “Ocak” oyununun gala gecesinde, Eskişehir Sanat Kurumu’nun Turgut Özakman ve Sevda Şener için kararlaştırdıkları onur ödülleriyle birlikte verildi . Ödülü kendisine sunmak üzere sahneye çıktığımda, yergi kadar övgünün de yeterince olması gerektiği kanısıyla sıkıntılıydım. Üstelik Eskişehir’li seyirci izliyordu töreni. Onlara Başkanları hakkında bilmedikleri ne söyleneblilirdi ki. Sonunda içtenlikle “ bir kentlinin başına gelebilecek en iyi şeyin Büyükerşen gibi bir Belediye Başkanı olduğunu” söyleyerek, teknik birkaç açıklamayla (3 salon, kurum ve kadrolarıyla tiyatroya yaptığı katkı gibi) Eleştirmenler Birliği’nin ödülünü ve teşekkürlerini kendisine sundum. Dilerim başka büyük kentlerimiz de (başta Ankara ve İstanbul olmak üzere) bu anlayışla yönetilirler. Başkanlar ve ekipleri tiyatronun hak ettiği ilgiyi çağdaş ülkeler gibi, Eskişehir gibi, esirgemeden yönettikleri kentlere gösterirler…
Ödül töreninden sonra Ocak oyunun gala gösterisine geçildi. Oyun başlamadan önce, “Ocak” oyununun eskimiş olabileceğini düşünüyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse eskidiğine aşağı yukarı emindim. Oysa oynarken görüyorum ki Ocak bugün için yazılmış!
Yoksulluğun hem parçaladığı hem sarmaladığı aile ilişkileri, işgücüyle kazanılan paranın yalnızca karın tokluğunu sağladığı, daha iyi bir standart için hayallerle yüklü “projeler” geliştirildiği, her ailede bir çalışıp para getiren , bir de okutulup, aileye sosyal statü kazandırmak üzere yatırım yapılan çocuğun bulunduğu, evin sağduyusu, mantığı, emek yoğun işçisi ana figürünün geçerliliğini yitirmediği, haklı da olsa gerçekçi olana, gerçeği işaret ettiği için (mi?) gösterilen tepki, sorumluluk üstlenmeyenin daha keyifli, sempatik olduğu için sevilmesi oyunun incelikle değindiği doğrular. Bu arada varlıklı ve renkli yaşamların kıyısında, onlara özenerek ve hizmet vererek tükettiği çocukluğunun ve ilk gençliğinin özlemlerini ihtiyarlığında yarattığı “paşa hanımı” kimliğiyle hayata geçiren! büyükhanım evin yoksulluğu ve güncelliğiyle hoş bir çelişki yaratıyor. “Birgün düzelecek” bir şeylere hele de ekonomik duruma ilişkin umudun bugünlerde yeniden ısıtılıp tüketime sunulan Avrupa Birliği senaryosunun 1960 larda da insanları umutlandırdığını görmek hoş bir sürpriz.
Oyun genç bir kadroyla oynanıyor.. Kadronun gençliği, içtenliği sahneye yansıyor… Genç oyuncular yaşlı ve orta yaşlı rolleri makyaja ve ses oyunlarına fazla yüklenmeden başarıyla oynuyorlar . Yönetmen (aynı zamanda Genel Sanat Yönetmeni) Yıldırım F.Urağ oyunu sahnelerken evin bir penceresinden dışarıyla buluşturuyor seyirciyi..Evin içi sahnede oynanırken pencereden de dijital görüntülerle sokak, tamirhane ve ev önü izleniyor. Böylece evin her şeye karşın güvenli ve sıcak ilişkileriyle olaylar gelişirken daha ürkütücü, bilinmezlerle yüklü bir dışarıyı da , gerçek dünyayı da unutmuyoruz.
Eskişehir’i 2 000 koltuklu 5 sahneli ve 600 kişiye bir tiyatro koltuğu düşen bir kente dönüştürdüğü için Başkan Büyükerşen’i ve bu koltukları Eskişehirlilerle doldurmayı başaran Şehir Tiyatrosu çalışanlarını kutluyoruz.
Gülşen Karakadıoğlu, Hürriyet Gösteri
|