|
YERALTINDAN NOTLAR Hasan ANAMUR
İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda gerçek bir tiyatro olayı var: Dünya yazınının devlerinden Dostoyevski’nin 1864’re yayımlanmış olan “Yeraltından Notları”. Bu başyapıtı Rusçadan çeviren Mehmet Özgül, metni üstün bir başarıyla uyarlayıp sahneye koyansa Özgür Yalım. “Yeraltından notlar”, düşlemler ile gerçekler arasında kimi kez sakin sakin yalpalanan, kimi kezse tsunamiye dönüşen dalgalanmalarla önüne kattığı her şeyi alıp götüren, ne kadarı düş ürünü, ne kadarı gerçek olduğu tam anlaşılamayan anılardan oluşan bir yapıt. Romanının tanıtım yazısında, Dostoyevski, her ne kadar, “Bu notlar da, bunların yazarı da besbelli hayal ürünüdür”, derse de, onun yaşam öyküsünü bilenler için, anlatıcıya yakıştırdığı düş ürünü anıların içine kendi anılarını da aşıladığı kesin. Temelde yıpratıcı bir kişilik sorgulaması, bir tür itiraflar zinciri niteliğindeki bu yapıt, kimi araştırmacılara göre, varoluş felsefesinin yazınsal düzlemde ilk irdelenmesi, Camus’yü ve Sartre’ı etkileyen temel yapıttır. Gerçekten de Camus’nün “Düşüş”ünü düşünmemek elde değil. Romanın oyunda Bay X adını alan baş kişisi Dostoyevski’nin de uzun yıllar yaşadığı, “Yeraltından Notlar”ı yazdığı Saint Petersbourg’da yaşamaktadır. O da Dostoyevski gibi “iki ayaklı nankör yaratık” diye nitelediği insanlardan kaçar – aralarına beceriksizce katılmak istediğinde de dışlanır. Sartre’ın yüzyıl sonraki ünlü deyimiyle onun için de “Cehennem başkalarıdır”. Kitapları içine gömülmüştür, Dostoyevski gibi. “Yeraltı” anılarını yazmaya başlamıştır, “Ölüler Evinden Anılar”ını yazacak olan Dostoyevski gibi. Yoksuldur, ordudan ayrıldığı zaman kendine giysi alacak parası olmayan Dostoyevski gibi. Yalnızdır, Dostoyevski’nin bütün yaşamı boyunca olacağı gibi. “Yeraltından Notlar”, Sibirya sürgünlüğü süresince kendini “yeraltında gömülü bir insan” olarak gören Dostoyevski’nin karmaşık ruh durumlarını ve bunların nedenlerini bir aracıya kurcalattığı bir yapıt olarak değerlendirilebilir. Bunu Rousseau da “İtiraflar”larında yapmış, ancak o, tersine, kendimi anlatıyorum diyerek idealindeki “ben”in yazmış ve savunmuştu. “Yeraltından Notlar”ı sahneye, yineleyelim, Özgür Yalım başarıyla uyarlamış ve yine aynı başarıyla sahneye koymuş. Daha önce sahneye koyduğu hiçbir oyunu seyretmemiş olduğum Yalım bu çalışmasında Dostoyevski’yi ve metnini ne kadar iyi anladığını daha ilk sahnede görsel olarak veriyor. Seyirci, salona girdiği anda karşısında, bir köşede, oyunun sonunda: “elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız”, diyecek olan Bay X’in ön tarafı duvar misali kitaplarla örülü yazı masasıyla karşılaşıyor. Bu kitaplar giderek azalacaklardır, çöken bir kişilik misali. İnsanlık durumu içine hapsedilmişlik, seçilmemiş bir kişilikten kurtulmanın olanaksızlığı, çaresizlik duyguları da her sahnede oyun alanını farklı biçimde çevreleyen, sınırlayan, sürekli bir zindan içinde yaşanıyormuş izlenimi yaratan yüksek ve kalın duvarlarla verilmiş. Yerin altındaki Aziz Nesin Sahnesi’nde oyun başlamadan uzun süren karanlıkla seyirci de yerin altına çekiliyor. Aksesuarlar da, giysiler de – Bay X’in çizmesindeki ve pantalonundaki fermuarlar dışında – bu kasvetli bütünü tamamlıyorlar. (Çevre ve giysi tasarımı: Ali Cem Köroğlu). Sahne değişimlerinde görevlendirilmiş olan oyuncuların her sahneye göre değişim gösteren giysileri de ayrı bir olumlu nokta. İyi düşünülmüş ve başarıyla uygulanan ışık tasarımı da (Önder Arık). Davranışların ve sözlerin altını ortama göre çizen canlı balalayka da oyuna yerel rengini aşılıyor. Bu başarıya en büyük katkı paylarından biri de, kuşkusuz, “bir kez olsun son sözü söyleyebilme” özlemi içinde yaşayan, içine kapanık, ezik, “bir böcek bile olamamış”, bunalımlı, içgüdülerini mantık düzleminden geçirmeye, kendini kanıtlamaya çalışırken sürekli çizgi dışına düşen, kendini özellikle düşüren, giderek aykırı davranışlar geliştirmeyi kişilik göstergesi olarak algılayan, sonunda da tüm anılarını yakarak düşsel yaşamı noktalayan dengesiz Bay X’i oynayan Payidar Tüfekçioğlu. Baştan sona sahnede neredeyse tek başına olan Tüfekçioğlu fiziğiyle, beden diliyle, tepkileriyle, tüm tonlamalarıyla bu olanağı en iyi biçimde kullanıyor ve unutulmayacak bir kişilik yaratıyor. Tüfekçioğlu’na eşlik eden kadronun içinde öne çıkanlar Liza’da Ezgi Çelik ile Apollon’da Tayfun Savlıoğlu. Sezonun en iyileri arasına şimdiden giren bu oyunu kaçırmayın. Radikal, 9 Aralık 2006
|