Tarih boyunda bir kadın...

 

Melisa Gürpınar'ın 'Tiyatromuzun Cesaret Anası', Ataol Behramoğlu'nun ''Enerjinin sanata dönüşmesi'', Ressam Muzaffer Akyol'un 'yürek zenginliğinin simgesi' sözleriyle tanımladığı Dilek Türker, 41 yıllık sanat yaşamının muhasebesini yaparken ilk günkü heyecanı yaşıyor sanki.

 

ECE BAKTIAYA,  Cumhuriyet 02.02.2006

 

 

Dilek Türker , 'tiyatro' dolu sanat yaşamının kırk birinci yılını kutluyor, daha nice, 'oyun dolu' yıllar diyerek... 41 yıllık sanat yaşamına sığdırılan onlarca oyuna bir yenisi daha ekleniyor böylece: 'Zaman Adında Bir Kadın' .

 

Bir kadının hikayesi gibi görünse de, o kadının özelinden 150-200 yıllık geçmişimizi, o kadının gözünden geleceğimizi anlatıyor oyun. Acılar... Kadın - evlat, kadın - toplum, kadın - baba, kadın - anne ilişkileri... Şarkılar söylüyor arada Dilek Türker, çünkü 'aşk var' diyor; kadın aşkı anlatıyor çünkü... ''Aşk konuşabilmektir...'' diyor. ''Aşk bitince konuşacak ne kalır geriye? Eğer konuşabiliyorsanız, havadan sudan konuşabiliyor, ufacık birşeye gülebiliyorsanız, tanımadığınız bir çocuk için ağlayabiliyorsanız ya da hiç bitmeyen savaşlar dert oluyorsa ikinize de, akşamları güneş batarken günbatımı üzerine söyleyecek sözünüz varsa, siz aşıksınız...''

 

 

Melisa Gürpınar'ın oyunu

 

 

Sanatçının, 1990'da kurduğu Tiyatro Ayna, son olarak Melisa Gürpınar 'ın yazdığı oyunu sahneleyerek, 'ilk' leri sahneleme geleneğini de sürdürüyor. 15 yıldır Tiyatro Ayna'da sahnelenen tüm oyunlar özel yazılmış. Kimler yok ki Tiyatro Ayna için oyun yazanlarn arasında! Geleneği başlatan Aziz Nesin olmuş... Ataol Behramoğlu, Dinçer Sümer, Rekin Teksoy, Nezihe Araz, Tuncer Cücenoğlu , Prof. Tarık Minkari, Mahmut Tekgöz ve son olarak Melisa Gürpınar'la bugüne gelmiş... ''Dünya görüşü birbirinden çok farklı olan yazarlarla da çalıştım. Ama bir ortak nokta vardı; hepsi samimiydiler, hepsi yurtseverdiler, hepsi sanatın o güzele doğru değiştirici gücüne, toplumsal etkisine inanmış insanlardı. Teşekkür borçluyum hepsine.

 

Bu ciddi bir emek. Malzeme aşamasına dönüşmeden önce projelerin fikirleri benden çıkıyor tabii. Her sanatçının söylemek istediği bir söz vardır. Kendisini, kendisiyle ifade eder. Özlemlerini, sözünü... Fakat bunun için bir malzeme lazımdır. O malzemenin benim toplumsal kaygılarımı dile getirirken estetik kaygılarıma da yardımcı olması gerek. Bütün bunları bir araya getirirken bu çalışmalar içinde galiba farkında olmadan çok güzel bir hayat yaşamışım. Şikayetler var belki hayatın içinde... Ama canımızı sıkan bu hoyratlıklar, kabalıklar, benim arz-talep sefaretleri dediğim o müthiş kitle kültürünü adeta sanatmış, savunulması, olması gereken gibi dayatmalar... Tüm bu zorluklar da hayata dair. Bunların içinde nasıl oluyor bilmiyorum ama şöyle bir baktığımda çok güzel bir hayat bu diyebiliyorum. 'Ben ne yaptım da bunu hakettim' diye hayıflanacak birşey yok.''

 

Dilek Türker, hem sanatçı insan, hem de kadın özlemlerini doyuran, besleyen bir metin yazdığını söylüyor Melisa Gürpınar'ın. Söylemek istediği sözü söylerken, oyuncu olarak daha güvenle yoluna devam edebileceği duygusunu vermiş sanatçıya. Her şeyin alınır-satılır bir meta olarak algılanması bu çağın yükselen değerleri arasında olmasını, sanal bir dünyada yaşamaya itilirken renkli ama içi boş dünya oyuncağının elimize verilişini kaygıyla karşılarken, bu durumu 'köleleşmenin yeni bir yöntemi' olarak yorumluyor. Sanatın, bu renkli oyuncaklar içinde, insanı geliştirici, mutlu bir dünyaya aydınlık bir kapı açan gücünün yok edilmesi ise en vahim sonucu bu durumun. İşte tam bu noktada kadının kullanılması söz konusu: ''Bu toplumda kadınlarla ilgili ciddi bir oyun var. Tüm dünyada var, tamam, ama ben önce kendi yuvama, kendi kültürüme, kendi coğrafyama bakarım. Kadın, tüketim ekonomisi içinde çok önemli pazarlar oluşturan bir mal. Kadın, toplum sanatından, kültüründen ve bunu üreten bilim insanlarından, aydınlarından, yurtseverlerden hep uzak tutuldu. Bir kültüre, bir coğrafyaya aşık olduğu zaman hayatın nasıl anlamlandığının bir örneğiyim ben aslında. Hayatımı anlamlandıran ne oldu? Bu ülkeye olan sevgim, coşkum, tutkum, sanatçı oluşum, üretimim... Atatürk Devrimi'nin değerleri olağanüstü olanaklar sağladı kadınlarımıza. Ama bu kadınlarımız geniş kitlelere yayılamadı. Kadınımız sıkıştırılmış. Büyük bir baskıyla koyu bir dogma içinde kendini emin hisseden kadın var bir de. Kimi tarafından vah vah denilen, kimi tarafından bravo denilen... Diğer tarafta bunun karşıtı olarak bunu reddederken hiç durmadan vücudunun kadınsal malzemeleriyle gündeme gelen, bunu da devrim sonucu çağdaş kadın, uygar kadın sembolü olarak gören kadın... Turhan Selçuk 'un karikatüründe de olduğu gibi rezaletle cehalet arasında, gözlerden uzak tutulmak istenen müthiş bir kadın gücü var. İşte bu baskıyı, sarmalı aşabilecek, 'kadın' denen gücün yok edilemeyecek bir şey olduğunu anlatan bir oyun 'Zaman Adında Bir Kadın'...''

 

Trajikomik bir öykü

 

Pembe danteller içinde sokakta gezen yoksul bir kadın oyundaki... Gerçeküstü bir biçimde sahnelenmiş, ama ülkenin 150 yılını yaşayan bir kadının özeliden, bizim toplumumuza ve dünyanın geneline çok önemli sözler söylüyor. İnsanın acımasızlığı içinde güzelliğini de sergileyen, kadının kendi macerasının şiirini söyleyen bir oyun. Bu oyunda herkes var... Geçmişle gelecek arasındaki gidip gelmeler içinde sevginin o inanılmaz gücü bilinçle birleşiyor. Zaman zaman bir melek, zaman zaman bir tanrıça, bir kahin, bir meddah, bir soytarı, bir cadı oluyor oyunda canlandırdığı karakterde Dilek Türker. ''O trajikomik öykünün içinde kendi maceramızı zaman içinde yaşıyorum va insana ait birşey anlatıyorum. Bir tanrı anadan başlayıp bugüne uzanıyor ve bugünün sokakta gezen kadınını anlatıyoruz. Süreç içinde değişen kadın figürü değil, yaşayan kadın figürü anlatılıyor. Kadının kafasında yaşanıyor her şey...'' diyor.

 

Melisa Gürpınar'ın 'Tiyatromuzun Cesaret Anası' , Ataol Behramoğlu'nun ''Enerjinin sanata dönüşmesi'' , Ressam Muzaffer Akyol 'un 'yürek zenginliğinin simgesi' sözleriyle tanımladığı Dilek Türker, 41 yıllık sanat yaşamının muhasebesini yaparken ilk günkü heyecanı yaşıyor sanki.

 

1965'te Muhsin Ertuğrul'la Şehir Tiyatroları'nda başlayan sanat yaşamı, henüz 20'li yaşlardayken rol aldığı Shakespeare , Brecht , Lorca oyunlarıyla sürmüş. Ve ardından Almanya. Orda da sürdürmüş sanatını ve bugün 41. yılında. ''Daha bir 40 yıl daha bu işi götürme niyetim var...'' diyor Dilek Türker, bize, geçmişe ve geleceğe 'ayna' tutarak. Mahmut Gölgöz'ün yönettiği oyunun dekor ve kostüm tasarımı Osman Şengezer , müzik Nurettin Özşuca , ışık tasarımı Yüksel Aymaz imzalarını taşıyor.

 

ana sayfa