ZAMANSIZ, MEKÂNSIZ İÇSEL BİR YOLCULUK: “ZAMAN ADINDA BİR KADIN”

 

ÜSTÜN AKMEN

 

Dilek Türker’in tiyatroya adadığı tam kırk bir yıl adına yayımlanan broşür elimde, koltuğa oturdum. Başladım sayfaları çevirmeye. Kimler neler neler dememiş ki, onun için. Melisa Gürpınar “Tiyatromuzun cesaret anası,” demiş; “Enerjinin sanata dönüşmesi,” olarak tanımlamış Dilek Türker’i Ataol Behramoğlu; Ressam Muzaffer Akyol: “… yürek zenginliğinin simgesi…” olduğunu söylemiş; Haldun Dormen “Çılgın” sıfatını yakıştırmış. Osman Şengezer, Yüksel Aymaz, Mahmut Gökgöz, Nurettin Özşuca da, Dilek Türker’li anılarından söz etmişler. Ama Orhan Alkaya, sanki tüm denilenleri, yazılanları, anlatılanları özetleyivermiş: “Dilek Türker, insan şiddetinde bir depremdir sahnede,” demiş, işi bitirmiş.

 

KÖKTEN ASİMETRİK OLMAK

Dilek Türker’in 41. yılı için Melisa Gürpınar bir oyun yazmış, “Dilek Türker… Tiyatro Ayna”ya vermiş. Adı: “Zaman Adında Bir Kadın”. Oturduğum yerde, “Zaman Adında Bir Kadın” başlamazdan önce; bildiğim bilemediğim yanları ve yönleriyle, Dilek Türker’i düşündüm. Tam kırk bir yıl… “Geçmişle gelecek arasında kökten bir bakışımsızlığı var onun,” dedim içimden. Onun içindeki geçmiş, kendisine yankı bulmuş bir ses sanki… Biçimden başka bir şey olmayana güç vermiş hep Dilek Türker, hatta daha da ileri gidip, biçimlerin çokluğuna tek bir biçim kazandırmaya çalışmış… başarmış.

 

MELİSA GÜRPINAR’IN ARMAĞANI

Dilek Türker’e tiyatroya adanmış 41. yılı için herkes çiçek miçek göndermiş, ama en önemli armağanı, bana kalırsa Melisa Gürpınar oyunu yazarak vermiş. Dilek Türker’in yıllardır saçlarını savura savura odaklandığı kadın sorunlarını oyunlaştırmış Gürpınar. Türkiye’nin tarihsel dönüm noktalarında kadının yaşadığı, karşılaştığı, uğraştığı, bulaştığı, bulandığı ortamları yazmış. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş dönemlerinin ve demokratikleşme, sanayileşme, iç göç gibi olayların yaşamı nasıl etkilediğini kadın açısından değerlendirmiş. Haklarının her daim savunucusu olmuş kadına, yani Dilek Türker’e vermiş. Dilek Türker de, o hızla pembe şemsiyesi, pembe şapkası, pembe çantası ve pembe abartılı giysileriyle deniz kıyısında kendi kendine dolaşan Yaşlı Kadın’a can vermiş.

 

ZAMANA DİRENMEK

Dilek Türker’in Yaşlı Kadın’ı, bir saat kırk beş dakika boyunca şarkılarla ruhunu yıkıyor, ayrıntılarla yaşamını süslüyor; şapka ve şemsiyesini birer kalkan gibi kullanarak, kıyıda köşede kalmış duygusal ve düşünsel kırılmalara karşı koyuyor. Hepimizin olan bir yaşam öyküsü esasında Yaşlı Kadın’ınki… Anlamayan anlamıyor. Tarih öncesi insanlık serüvenleri onda içselleşiyor, Yaşlı Kadın her kadın gibi zamana karşı duruyor.

 

YAZARKEN, OYNARKEN ZAMANI ÇÖZÜMLEMEK

“Zaman Adında Bir Kadın”ın önce Melisa Gürpınar, “bilvesile” Dilek Türker tarafından çözümlenen zaman bilincinde; algı, bellek ve beklenti nesnelerinin zamansal karakterinden söz edersek, sanki zamanın nesnel akışını ele almış, sonra da bir zaman sezgisinin ve gerçek bir zaman bilgisinin olanağının öznel koşullarını araştırmış gibi görünebiliriz. Oysa, Gürpınar-Türker ikilisinin ele aldığı, bir dünya zamanının, somut bir sürenin varlığı değil, kendi halindeki zaman ve süre. Hepsi o!..

 

GÜRPINAR SORGULATMIŞ, TÜRKER SORGULAMIŞ

Esasında, Melisa Gürpınar’ın metninden yola çıkarak, Dilek Türker’in zamanı sorguladığı bir oyun bu. “Zaman kimdir,” sorusu ikinci perdede “zaman nedir,”e dönüşmüyor mu? Yaşlı Kadın giderek: “Zaman kendimiz miyiz,” sorusunu seyirciye sordurtmuyor mu? Aklı evvel seyirci, oyunu kavrayan izleyici:  “Ben kendi zamanım mıyım,” diye kendi kendine sormuyor mu? Soruyor. O halde oyun da amacına ulaşmış oluyor.

 

GELELİM YARATICI KADROYA

Yüksel Aymaz’ın ışığı pek güzel de, açılışta arka ortadaki panoya neden oyuncu gelmeden spotu çakıyor, anlamadım. Nurettin Özşuca’nın prosodisi bozuk “Söyle Kalbim” şarkısı dışındaki tüm müzik çalışması kutlanası. Osman Şengezer’in dekorla uyumlu stilize edilmiş kostüm ve aksesuar tasarımı, sanatsal ve teknik açıdan mükemmel üstü.

 

Mahmut Gökgöz, oyun kitapçığında açıkça söylediği gibi Dilek Türker’i “sahnede bembeyaz bir piyanoya” benzetmiş. “Çoğu zaman tuşuna dokunman bile gerekmez,” diyor. “Şöyle tutarsın ucundan döner tekerlekler, yeri değiştiriverirsin hepsi o.” Dilek Türker’i döndürüvermiş, yerini değiştirivermiş, dediği gibi hepsi hepsi bunu yapmış. Yoksa, açılış tablosundaki replikte tonlamayı metin üzerinde “<” işaretiyle belirtir,  “crescendo”ları daha sağlıklı ayarlayabilirdi gibime geliyor.   

 

DİLEK TÜRKER’İN OYUNCULUĞU

Dilek Türker, Melisa Gürpınar’ın özgün bir sahnelemeyle somutlaştırılmaya, yeni bir yorumu kışkırtmaya uygun metnini, doğrusu iyi yorumlamış. Mahmut Gökgöz’ün ve yardımcıları Mürsel Yaylalı’nın, Sinem Koyun’un, Serpil Koçgiri’nin katkıları ne oranda olmuştur elbette bilemem, ama Dilek Türker doğru yolda ilerleyerek, anlatımı biçimde, dramaturgik açıda, sahnesel yapıda olduğu kadar, metnin anlam ya da anlamlarında aramış. Nefesini fevkalade kullanması, varolmayan gerçeklikleri yaratma konusundaki becerisi, güzel diksiyon yeteneği Yaşlı Kadın’ın duygusal yaşantısını seyirciye aktarmasını kolaylaştırmış. Duyumsadıklarını anbean ifade ederek, Yaşlı Kadın’ı duyumsadıklarıyla bağlantılı konuma getirmiş. Duyumsadığı her şeyin, ama her şeyin kendini sesli, sözlü, şarkı aracılığıyla ya da fiziksel olarak ifade edebilmesi için kendisine izin vermiş.

 

Sonuç olarak bu oyunuyla 41. yılında, kırk bir kere maşallah dedirtmiş…

 

Görünen o ki, Dilek Türker kırk bir yılda kendinden geçmemiş, kendini geçmiş.

 

 

ana sayfa